Annelere Resmi Bir Statü Verilsin!

Marmara Üniversitesinden Doç. Dr. Şevki Işıklı ile günümüzdeki anne, çocuk ve aile kavramlarını konuştuk.

Doç. Dr. Işıklı anne ile çocuk ilişkisine değinirken ebeveynleri uyardı. Anneye resmi bir statü verilmesi gerektiğini belirten Işıklı: "Eğer hala geleneksel pratiklerden vazgeçmeyi düşünmüyorsak anneyi, vasıfsız işçi statüsünden kurtaralım. Anne olan kadına eğitim, statü ve ücret verelim. Resmi dayanaklarını oluşturalım. Himmete muhtaç dede konumundan çıkaralım." dedi.

Uzmanlar, bebeklerin kendilerini anneleriyle iyi hissettiklerini söylerler. Araştırmalar ise bunu kanıtlar. Sağduyu da doğru, kulağa hoş gelir bu söz. Anne ile bebek arasındaki ilişki çok özel; hem biyolojik bir birliktelik hem de tarihsel bir gerçeklik. Üstelik anne ile yavru arasındaki doğum öncesi simbiyotik ilişki, bebeklik ve çocukluk dönemlerinde doğal bir zorunluluk olarak sürer. İnsan yavrusunu doğuran anneler, doğal olarak onu büyütürler de. Uzun süreli bir ilişkidir anne-çocuk ilişkisi, ömürlüktür hatta. Ana gibi yar olmaz, denir. Etkisini ölüm döşeğinde bile açık seçik hissederiz annemizin.

Peki, anne-çocuk arasındaki bu tarz yoğun bir ilişkinin yan etkilerini hiç düşündünüz mü? Birer kadın olarak annelerin, çocukların karakter ve kişilikleri üzerindeki negatif etkilerini incelemeyi hiç denediniz mi? Acıma ve merhameti annelerinden öğrenen çocuklar, şiddet ve acımasızlığı kimden öğreniyorlar, biliyor muyuz? Saf ve temiz çocuklar, kimin elinde vahşi büyüklere dönüşüyorlar? Okul ve toplum mu bozuyor onları? Öğretmenlere sorarsanız, çocuklar ilkokula terbiye edilmiş veya şımartılmış olarak geliyor. Eğitim ailede başlar.

Çocuklar Aile İçi Etkiye Maruz Kalıyor

Bunu kabul ettiyseniz şunu da kabul ettiniz, demektir: Çocukların saf doğaları, toplum içine çıkmadan önce düzenlenmiş, değiştirilmiş veya bozulmuştur.

Bunu çocuklara kim yapıyor acaba? Babalar mı, kardeşler mi, nineler mi? Yoksa çocuklar, kendi kendilerine mi iyi veya kötü oluyorlar? Henüz akıl bâliğ olmadan, seçim yapacak olgunluğa erişmeden evvel çocuklar, kendilerini iyileştirip kötüleştirebilirler mi? Yoksa içgüdüsel eğilimleri vardır da bunlar kendiliğinden ortaya çıkıp çocuğu iyi ya da kötü birine mi dönüştürür?

Bu sonuncusunu kabul etmek istemeyiz hiçbirimiz, etmeyiz de. Edersek eğitim ve kültürün hiçbir işe yaramadığını da kabul etmiş oluruz ki bu bir paradoksa yol açar. Öyleyse çocuklar, toplumsallaşmadan önce aile içi etkiye maruz kalırlar. Psikanalistler, yetişkin davranışlarını hiçbir tereddüte düşmeden, erken çocukluk yaşantılarına dayandırırlar yani 0-6 yaş arasındaki deneyimlere.

Yukarıdaki soruyu ileri bir seviyeden tekrar sorayım:

Bugünkü yetişkinlerin yol açtığı şiddet ve vahşette, annelerin rolü nedir? "Anneler hakkında böyle sorular sormaktan seni men ederiz" mi diyeceksiniz annelerin masumiyetinden kuşku duymayarak? Böyle düşünmeyi ben de seviyorum fakat annelik, la-yüs'el bir makam olamaz. Herkes seviyeden kadın anne olabilir.

Gerçekte annelik, iki kere abartılmış meşru fakat gayr-i resmi bir meslektir. Meşruiyetini zorunluluktan, doğallıktan, bebeğin acziyetinden ve aile için gözlenebilir faydalarından alır; böylece küresel düzeyde kabul edilir. İllegal değildir fakat resmi de değildir. Çocuklu kadınlar, resmi kayıtlara "anne" diye geçmezler, doğum öncesinde ne iseler o olarak kalmaya devam ederler. Çocuklu kadın ile çocuksuz kadın arasında fark gözetilmemesi, ticari bir kurnazlıktır. Resmi olan, çocuğun bir anneye sahip olmasıdır. Bunu da kimliğinde taşır.

Boş laflarla anneler taltif edilir hatta yüceltilir ki çocuk bakımı ve eğitimi gibi günümüzün en pahalı iki hizmetini bilaücret yapsınlar. Biricik var olma fırsatlarını, kocalarının adıyla anılan çocuklara hibe etsinler. Ücret talep etmesinler, çocuğun yok ettiği konforun adı geçmesin!

Peki, öneriniz nedir?

Rolleri ve statüleri mi değiştirmeliyiz?

Anneler çocuklara, "iyi hissetme ve güven duygusu" verirler. Aileye ise fayda sağlarlar. İnsanlığın sağduyusuna da uygungelir. Peki, bunun karşılığında ne alırlar? Taltif, abartılı iş yükü, çoğu zaman kötü yetiştidiği çocuğun büyüyünce yol açtığı sorunlarla sarılmış dertli bir ömür… Bir de varsa çocuklarının başarılarıyla gurur duyma, göğsünün kabarması!

Kadına fazla yüklenmiyor musunuz?

Hayır, bu yüklenmek değil. Onun yaşam hakkını aramak, ona destek olmaya çalışmak.

Kadının gurur duyacağı kendine ait bir başarı alanı bırakılmamış maalesef. Kadını başarısı, çocuğun başarısına bağlanmış. Cani, hain, zorba, hilekar veya günahkarsa bir çocuk, anne bundan da payını alıyor.

Siz de almasını istemiyor musunuz?

Evet, ama böyle değil. Bu şekilde koşullar hiç adil değil. Çünkü kadın, "Başarılı ve ahlaklı bir insan nasıl yetiştirilir" bunun eğitimi almış değil. Bu açıkça bir tuzak, açıkça haksızlık. O eğitimleri alanların bile başarılı olup olmadıkları binlerce yıldır tartışma konusu iken üstelik.

Annelik rollerini terk edelim mi diyorsunuz? Buraya kadar söyledikleriniz, biraz anne rolünü değiştirmedi mi?

Anneye Statü Verilsin

Eğer hala geleneksel pratiklerden vazgeçmeyi düşünmüyorsak anneyi, vasıfsız işçi statüsünden kurtaralım. Anne olan kadına eğitim, statü ve ücret verelim. Resmi dayanaklarını oluşuralım. Himmete muhtaç dede konumundan çıkaralım. Annelik bir kariyer mesleği olsun… Çocuklarımız, müsait kişilerin elinde yetişsin. Onu doğuranın çocuk üzerindeki hakkı, bu haliyle haksızlık. Bu çift yönlü haksızlık: Anneye de çocuğa da haksızlık. Haksızlığın giderilmesi için neyi bekliyoruz!

Az önceki sözü, bir de tersten söyleyelim: Çocuklar, vasıfsız işçiler tarafından yetiştirilmesine bir son verelim. Böylece bir taşla iki kuş vurabiliriz: Bir yandan kadınlar, biricik yaşamlarını çocuklara hibe ederek heba etmeyecekler. Ve de çocuklarının yapıp ettiklerinden vicdanen sorumlu tutulmayacaklar. Diğer yandan çocuklar, nitelikli pedagoglar tarafından yetiştirilme fırsatına kavuşarak abad olacaklar. Ve gençlik ve olgunluk dönemlerinde ailelerine karşı daha sağlıklı tutumlar geliştirebilecekler. Ebeveynlerini suçlamayan iyi eğitilmiş çocuklar, insanlığın bir hayali olmalı değil mi sizce de!

Bir ütopya gibi geliyor kulağa, öyle değil mi?

Hayır, bu hayali bir ütopya değil. Anne eğitimine harcadığımız para, zaman ve emeği, çocuk bakıcısı uzmanlara harcamak birçok açıdan kaçınılmaz bir gelecek vizyonudur. Kitaplar, televizyon programları, halk eğitim yatırımları, kötü eğitimin yol açtığı sorunları çözmek için yapılan harcamalar, annenin yaşadığı stres ve hastalıkların tedavisi için yapılan harcamalar… Hepsi için çok fazla istihdam var, çok fazla. Annelerin çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerden kaynaklanan cinayet, suç ve diğer sorunları da hesaba katarsak profesyonel anneliğe geçiş postmodern bir zorunluluk gibi görünüyor.

Hala çocuk bakacaksa kadının avantajı ne olacak?

Evde kendi çocuklarına, hiç de profesyonel olmayan bir tarzda bedava bakan kadın zarardadır. Kendini eğitmesi için fırsatı kalmaz. Ev işleri, yemek ve temizliğe bir de çocuğa ilgi eklenir. Koca baskısı, kardeş stresi, komşu ziyareti, akraba gezmesi derken kadının ömründen ömür gider. Çocuk büyüdükçe dert büyür; kadın gittikçe küçülür. Çocuğu okur, yapay zeka uzmanı olur fakat kadın onun da çocuklarına bakmakla yükümlüymüş gibi görülür.

Çocuklar da zarardadır zira, ucuz etin yahnisi yenmez! Her işe koşturulan kadın, ne ev ekonomisinde ne de gastronomi veya pedagojide aslında uzman değildir fakat uzmanmış gibi davranması istenir. Çocuk, kötü eğitim alır anneden. Ahlakı, sanatı, dini, siyaseti, zamanı öğrenemez çoğu zaman. Okula gitmek zorunda kalır. Bu yüzyılda annesinden öğrendikleriyle kimse başarılı ve mutlu olamaz.

Çocuğun yüksek faydası için mi yapılmalı bu dediğiniz?

En kötüsü ne biliyor musunuz? Çocukların, işinin ehli olmayan birinin elinde büyümesi. Sadece onu doğurdu diye, sadece merhametli diye, sadece çıkarsızca ona hizmet ediyor diye! Ama bu çok saçma değil mi?

Dünyaya taze ve tertemiz olarak gelen bir insan yavrusunun, kendini geliştirme fırsatı önceki çocuklar ve erkekler tarafından elinden alınmış, mahrum bırakılmış kadınlar tarafından yetiştirilmesi sizi üzmüyor mu? Her çocuğun erdem, bilgi ve evren hakkında en yeni bilgilerle, eğitimli uzmanların elinde yetişme hakkı yok mu? Çocuğun anne dışındaki profesyoneller tarafından yetiştirilme hakkı, postmodern dönemde, insan haklarından biri olarak kabul edilmelidir.

Ne tür bir hak? Biraz açabilir misiniz?

Ortada geçmişten beri adil olmayan, bugün içinse makul olmayan bir durum var: Geleneksel çocuk yetiştirme modelinde, kadın ve çocuk ilişkisi maksimum fayda gözetilmiyor. Ailenin ve erkeğin faydası gözetiliyor.

Toplumun faydası gözetiliyor, diyebilir miyiz?

Hayır. Toplumun da faydası gözetilmiyor. Kötü eğitilmiş çocukların toplumun başına bela olmaları gibi bir gerçek var… Benim burada bahsettiğim sorun, anneliğin ücretlendirilebilir olmaması veya tek yönlü olarak aileye hibe edilmiş bir yaşamın vicdanımızı sızlatıyor olması değil. Kadınlardan ücretsiz aldığımız her hizmet, içindeki yan etkiler yüzünden insanlığa daha pahalıya mal oluyor, diyorum.

"Anneliğin yan etkileri" gibi ilginç bir noktaya geldik sanırım!

Kadına şiddet, annenin aile içindeki pasif ve güçsüz durumuna bakarak öğrenilmiş çaresizliğin yayılmasından başka bir şey değil. Cinayet ve ahlaksızlıklar, ev içinde erdeme ulaşması çok zor olan kadınların yetiştirdiği çocuklar için mazeret kabul edilmeli, diyorum. O zaman ev içi eğitime yatırım yapmaya başlamamızın yasal dayanakları için hareket geçebiliriz. Çocukları annelere emanet etmenin, içgüdüsel merhamet ve ilgiye duyulan ihtiyaçtan başka rasyonel kaynaklarına ihtiyacımızın olduğunu artık görmeliyiz. Ev içinde kadın kendini yetiştiremez ki çocuk yetiştirsin.

Anne ile çocuğun arasını açalım, diyorum. Böyle gelmiş ama böyle gitmesin, diyorum. Çocuk - anne ilişkisinin tarihsel seyri değiştirelim. Çocukları annesiz büyütelim, annesiz çocuklar büyütelim. Anne etkisini sıfırlayalım insan üzerindeki. İlk iki yıldan sonra anneleri, onları yalnızca sevsin. Onlara yeri geldiğinde bir baba, öğretmen, arkadaş, kardeş, sırdaş olmasın! Evet, sadece anne olsun. Diğerleri başkalarının yapabileceği şeyler, annelerin değil. Çocuğun ahlaki ve mesleki gelişiminin yükünü annelerin üzerinden alalım.

Ben, çocuklar ile anneler, pedagojik ve etik bir set koyalım. İnsan üretim ve yetiştirme modelimizi güncellememizin zamanı gelmiş olmalı, diyorum.

Çocukları annesiz büyütmenin bir yolu var mı?

Elbette bulunacaktır bir yol. Çocukları tüplerde yetiştirelim demiyorum. Çocuk ve anne ilişkisi, varoluşsaldır. Aristoteles, çocuk sahibi olmanın, anne olmanını tüm kadınlar için ideal form olduğunu söyler. Anne kızın formu, kız annenin maddesidir, der. Her kadın, başlangıçta bir kız bedenine sahip olsa da onun ideali, annelik formudur. Anneliğe ulaşamamış bir kız, ideal bir kadın değildir, buna göre. Karnında bebeği taşıyan hamile kadın, onu doğurunca anneye dönüşür.

Ailenin fonksiyonları arasında olmayan birçok şey aileye yükleniyor. Ebeveynlerin cesareti kırıldı. İdealize edilmiş ebeynlik, saçmalıktan başka bir şey değil. Süperinsanların gelmesini bekleyeceğiz onların dediklerini yapabilmek için.

Kendi yaşamını çocuğu lehine, kendi aleyhine harcar. Benim önerim, herkesin yaşamı gibi, anneninki de biriciktir ve telafisi yoktur. Tanrı, yaratmayı muradettiği bir insan için daha önce yarattığı bir insanı heba etmiyor olmalıdır. Aksi, hiç adil olmazdı. İnsanların zihnindeki iyi bir anne, ideal bir annedir ve ideal bir anne, aslında kendisi ile çocuk arasında kalmış biridir.

Kaynak: Bültenler

14 Mayıs 2018 Pazartesi 09:58

Güncel