Aşk Bir Kez Yaşanır Diyorlar Saçma!

Oyuncu-yazar Başak Sayan Yeni Aktüel dergisine konuştu: Aşka ütopik bir anlam yükleniyor; bir kere yaşanır diye, çok saçma.

Başak Sayan, ekranların son yıllarda gördüğü en güzel kadınlardan biri. Simsiyah saçları ve etkileyici havası ile sıra dışı. Onu şu sıralar 'Harem' dizisinde 'Çeşmi Fesat' olarak izliyoruz. Asker bir baba ve Almanca öğretmeni bir annenin sıkı disiplinle yetiştirilmiş çok çalışkan kızı. İki kitap yazmış, astroloji eğitimi almış, dakikliği ile bilinen ve sevgiyi anlamış bir kadın. Kitaplarından biri sinemaya uyarlanacak olan, yeni kitabını piyasaya çıkarmaya hazırlanan Sayan; Yeni Aktüel dergisinden Neslihan Perker'e samimi açıklamalarda bulundu.



Oyunculuğun yanı sıra kitap yazıyorsunuz. Disiplinli, kendine bakan, sürekli gelişen biri misiniz?



Disiplin benim genetik koduma yerleşmiş. Annem Almanca öğretmeni, babam ise asker. İnsanlara ilk başta mesafeli gelirim, kendimi korumak için geliştirdiğim bir maske bu aslında. Hassas ve kırılganım. O kadar çok yara aldım ki savunma mekanizması geliştirmişim. Karşımdakine güvenirsem açabiliyorum içimi.



BAVULUMU ALIP ÇIKTIM



Ailenizin disiplinli yapısı ilk gençlik yıllarınızda asi davranmanıza neden oldu mu?



Olmaz mı! Babam bu işi yapmamı hiç istemedi. Zaten bulunduğum noktaya baktığımda, şimdiki hayat hayaldi. Kocaman, kitaplarla dolu bir odada sürekli okuyan bir çocuktum. 18 yaşında bir not yazarak evden ayrıldım; İstanbul'a, halamın kızının evine geldim elimde bavulumla. Üniversiteyi burada okudum. Babama göre bırak bu işi yapmak, başka bir şehirde okuyamazdın bile... Babamla uzun yıllar konuşmadık. O disiplin evet, beni zorladı.



Annenizle ilişkiniz nasıldı?



Çocukken okuldan sonra eve gitmek rahatlamak demektir, oysa eve gittiğimde beş çayının ardından annem "Ne öğrendin; getir, bakayım" derdi. Odama gider anlamadığım yerleri çalışırdım, annem her gece yazılı ve sözlü yapardı.



Hayatla ilgili neyi çözdünüz bu zamana kadar?



Evrenin bir matematiği var, bir şey olacaksa oluyor. Bu her şey olacağına varacak, bırak demek değil. Senin gitmen gereken bir nokta varsa, kaderinde seni o noktaya götürecek olaylar yaşıyorsun. Evlisin, boşandın veya işinden ayrıldın diyelim... Ben biliyorum ki artık, tüm bunların bir nedeni var. Evren ve enerjiler çok hızlandı. Birisini beğeniyorsun ama ilişki yaşayamıyorsun, demek ki o dönem doğru zaman değil. Yıllar sonra o kişiyle buluşuyorsunuz veya buluşmuyorsunuz.



Artık hiçbir şey sizi üzmüyor mu?



Üzüldüğüm bir durum olunca çok hızlı bırakabiliyorum, yukarıdakine güveniyorum. Ne gerçekleşiyorsa, iyi olmam için yaşanıyor. Örneğin birisi boşanıyor; bu kötüymüş gibi algılanıyor. Belki de iyi olduğunu bir sene sonra anlayacaksın.



Yaşamı çok rahatlatan bir düşünce yapısı bu...



Çok büyük bir rahatlık. Çok hırslıydım eskiden, zarar verme anlamında değil ama pes etmiyordum asla bırakmıyordum. Şimdi bir şey olması gerekiyorsa oluyor. Gerçekten içtenlikle ne istediysem oldu. Evrende her şey ya parçacık ya da dalga boyu (titreşim) ile algılanır. Evrendeki her şey titreşir, düşüncelerin de duyguların da. Sen, evrene yaydığın titreşime benzer titreşimleri çekiyorsun, radyo frekansı gibisin. Keşke bunları daha erken yaşta öğrenseydim.



ESKİDEN HIRSLIYDIM



Aşk acısını ilk ne zaman yaşadınız? Bir de derler ya hayatta bir kere aşık olunur...



Ben ona inanmıyorum. Oscar Wilde hayatta bir kere aşık olduklarını söyleyenler için "Ya çok tembel ya da hayal gücünden yoksunlar" demiş. Aşka ütopik bir anlam yükleniyor; bir kere yaşanır diye, çok saçma. Bir süre sonra geçiyor, evet. İlk aşk acımı 19 yaşında yaşadım, çok acılıydı. Kötü bir süreçti... Karşımdaki benden 10 yaş büyüktü daha tecrübeliydi, ben ise duygularımı idare etmeyi bilmiyordum.



Bu acının ardından ne yaptınız?



Karşıma çıkan her insana çok acı çektirdim. 20 yaşındaydım, düşe kalka öğreniyorsun... Şimdi hayatta en çok korktuğum şey birisine yanlış yapmak. Yalan dahi söylemem. Zaten en ufak bir yanlış yaptığımda aynısını yaşıyorum kısa bir zaman içinde.



#Sayfa#



KADIN VE ERKEK ARTIK KENDİ GİBİ DAVRANMIYOR



İkili ilişkilerde kadınların yaptığı yanlış ne?



Artık erkek ve kadın kendisi gibi yaşamıyor. Bunun nedenini anlamak için 20-25 yıl önceye gitmek lazım, kırılmanın başlangıcına bakmak gerekiyor. Kadının değişim süreci kendini korumak içindi. Dişilik gücü yanlış anlaşıldı. Bu güç aslında seksapel değil. Dişi; güç almak, şefkat, erkeğin tohumunu alıp onu baba yapmak, dönüştürmektir. Kadın olmanın gücü başka algılanıyor, kavram değişti. Aşk da değişti, çok hızlı tüketiliyor.



Kaçan kovalanır mı?



Öyledir ama benim için öyle değil. Kaçan adamı kovalamam; ben o dönemi geçtim. Erkeğin ilgisi, sevgisi, şefkati beni besliyor. Bana nasıl davranıyorsa öyle davranırım. Belki kişisel dönüşümüm ve olgunlaşmamla ilgili bu yaklaşımım, içimdeki duyguyu büyütemiyorum. Adam seninle ilgilenmiyor, aramıyor, sonra birden "Aşık oldum" diyorsun. Olmuyor öyle... Hayatı nasıl yaşayıp hissediyorsan öyle insanlar geliyor zaten.



BAŞTAN ÇIKARMAK İÇİN İNSANLARI ŞAŞIRTMAK GEREK



İki kitabınız var, ilki 'Aşk ve Baştan Çıkarma Üzerine'...



Bu da yanlış anlaşıldı benim anlattığım kitlesel bir baştan çıkarma.



Nereden aklınıza geldi baştan çıkarma mevzusu?



Bir araştırma kitabı bu. Bir aktör, izleyiciyi; liderler ise toplumları baştan çıkarıyor. Hepsi bir illüzyon yaratmakla alakalı, dinamiği de aynı. Kadın erkek ilişkileri için de geçerli bu dinamik ama ben bunu özel hayatımda tercih etmiyorum. Ancak dinamiklerini biliyorum, o ayrı... Bütün bunlar insana gerçek sevgiyi getirmiyor, güç kazandırıyor. İlişkilerde de güç savaşı vardır; el değiştirir süreçler, hamleler gücü almak üzerinedir.



SEVGİ İÇİN RUHUNU BIRAKMALISIN



Baştan çıkarma dinamiğinin formülü nedir?



Şaşırtmak... Beklenilenin tersini yapmak.



Öngörülemez olmak yani...



Aynen... Alışılagelenin tersi davranmak, ele geçirilmemek ama aynı zamanda ele geçirilebilir de olmak. Ruhun ise kesinlikle elde edilememesi. Gerçek sevgi değil tabii bu, ruhunu bırakman gerekir.



Diğer kitabınız 'Bağlanma Korkusu'; neden bahsediyordu?



Popüler ilişkilerden... Kimisi benim gibi erken, kimisi yaşlandığı zaman veya travmatik bir şey başına gelince fark ediyor; hatalarını ve pişmanlıklarını. Kitapta bunu anlatıyorum.



Filme çekilecekmiş kitabınız...



Evet. Bu fikir yoktu kitabı yazdığım zaman, bir arkadaşımla sohbet ederken hikayeyi anlatmamı istedi ve çok iyi film olacağını söyledi. Senaryosunu yeni bitirdim, düzeltmelerini yapıyoruz.



EVRENİN DİLİ TANRI'NIN DİLİDİR



Astroloji ile ilgileniyorsunuz...



2004'te merak sardım, araştırdım. Fakat bahsettiğim astroloji, popüler kültürün yarattığı şekliyle değil. Çünkü bu bir ilim ve bilgiler toplumlardan saklanmış, Eski Mısır'da sadece rahipler biliyorlarmış. Ben de bu bilgileri öğrenmek için Hakan Kırkoğlu'nun okuluna gittim. Dört sene boyunca, her hafta sonu aksatmadan devam ettim. Böylece karanlıkta yürüyorum hissinden kurtuldum. Çünkü depresif bir tarafım da vardır ve özellikle kitap yazarken bundan beslenirim. Neyin neden olduğunu, kaderi anladım. Evrenin dili, Tanrı'nın dilidir.



KOMEDİ OYNAMAK FARKLI BİR DENEYİM



Rol aldığınız son diziniz 'Harem'in kadrosuna nasıl dahil oldunuz?



'Araf Zamanı' yeni bitmişti. O dönem çok yorulmuştum. Bütün hayatım sette geçiyordu... Menajerim Tümay Özokur aradı. Bu arada belirtmek isterim ki onunla çalıştığım için çok mutluyum. Gani Müjde'nin projesinden bahsetti, çok heyecanlandım. Güzel kadın komedi oynayamaz inancı hakim.Çok mutluyum bu dizide yer aldığım için, hep drama oynayan biri olarak komedi, farklı bir deneyim.



Sabah : http://www.sabah.com.tr

Kaynak: Sabah.com.tr

14 Ekim 2012 Pazar 06:03

Başak Sayan, İstanbul, Aktüel, Magazin, Son Dakika
YORUMLAR

Son Dakika

Son Dakika Haberleri