Avrupa'nın Leyla ile Mecnun'u!..

Avrupa'da transfer döneminin sonlarına yaklaşırken; bir çok önemli oyuncu takım değiştirdi.

Avrupa'da transfer döneminin sonlarına yaklaşırken; bir çok önemli oyuncu takım değiştirdi. Premier Lig yine transferin en hareketli olduğu lig olurken; İtalya ve İspanya'da süregelen ekonomik kriz dev ekipleri bile vurdu. Yaz transfer dönemine damgasını vuran Paris Saint Germain ve Zenit Avrupa'da dengeleri değiştiren ekipler oldu. Bundesliga'da ise transferin gündemi EURO2012'nin parlayan isimleri üzerine kuruluydu.



Oyuncu bazında Avrupa transfer borsasına şöyle bir göz attığımızda, Arsenal'den ayrılmayı kafasına koyan Robin van Persie transferin en çok konuşulan ismi oldu. İngiliz basının transfer haberleriyle yatıp kalktığı Uçan Hollandalı, sonunda Manchester United'a imza atarak futbolseverleri sansasyonel haberlerden kurtardı. İspanya'da Athletic Bilbao'nun iki yıldızı, Javi Martinez ve Fernando Llorente, dev ekipler tarafından paylaşılamayan isimlerden oldular. Bundesliga'da ise erken sonlanan Reus ve Kagawa transferleri bu iki oyuncuyu manşetlerden uzak tuttu. Zlatan Ibrahimovic, Thiago Silva ve Robin van Persie ise Çizme'nin tek gündemiydi.



EIFFEL'İN GÖLGESİ AVRUPA FUTBOLUNUN ÜSTÜNDE



Avrupa'da şüphesiz transferin en flaş ekibi Paris Saint Germain oldu. Uzun süre peşinden koştukları Zlatan Ibrahimovic ile Thiago Silva'yı kadrolarına katarak, takımı Şampiyonlar Ligi seviyesine çektiler. Takımın Arap sahiplerinin başarı için beklemeye sabrı olmayacak ki, bu isimlerin dışında Kaka, Modric ve Benzema için de sürekli tetikte kaldılar.



Başkent ekibi transferde Sportif Direktör Leonardo ve Teknik Direktör Ancellotti'nin etkisiyle Serie A'ya yöneldi. Zlatan ve Thiago Silva transferleriyle neredeyse Milan'ın yarısını alan PSG, Lavezzi ve Verratti gibi iki önemli ismi de renklerine bağladı. Transferde gözünü karartan başkent ekibi dünya futboluna damga vurma potansiyeline sahip Lucas Moura'yı Manchester United'ın elinden kaptı.







RUS RULETİ



Avrupa'da transfer bittiği 31 Ağustos akşamında bir çok önemli yıldızın takımlarında kaldığı düşünülüyordu. Yaz boyunca ismi özellikle Chelsea ile anılan Porto'nun Brezilyalı yıldızı Hulk da bu isimlerden biriydi ancak Rusya'da transfer döneminin kapanmaması yıldız oyuncuyu Avrupa'nın kuzeyine gönderdi.



Spaletti yönetiminde güçlü bir yapı oluşturan Zenit, transfer döneminin gözde tabiriyle geçen sezon oluşturdukları pastanın üzerine çileği Hulk transferiyle koydu. Hulk ile yetinmeyip Axel Witsel'i de renklerine bağlayan Rus ekibi bu iki transfer için toplam 90 milyon euro harcadı. Zaten kaliteli olan kadrosunu iki flaş transferle güçlendiren Zenit, Şampiyonlar Ligi'ne de göz kırptı.



Bu iki transferin Zenit'in yanı sıra Rus futbolu açısından da bir milat olabileceğini söyleyebiliriz. Şimdiye kadar bol sıfırlı rakamlara son sözleşmesini yapmak isteyen kariyeri düşüşe geçmiş isimlerin uğrak noktalarından birisi olan Rusya'da işler artık değişti. Real Madrid ve Chelsea gibi iki önemli ekibin istediği yıldız isimleri renklerine bağlayan Zenit eğer iyi bir kimya oluşturabilirse Rusya'nın yeni bir cazibe merkezi olabilmesi adına öncü bir rol oynayacaktır.



KORKUNÇ İKİLİ: FATMAN & ROBIN



Hollandalı Telegraaph'ın attığı bu esprili başlık elbette Robin van Persie ile Wayne Rooney'nin Manchester United'ın hücum hattında kurdukları korkutucu birliktelikten bahsediyor. Transfer döneminin en çok konuşulan isimlerinden olan Robin van Persie, uğruna Arsenal'den ayrıldığı kupa kazanma hedefi için en kolay yolu seçti ve kendini Sir Alex Ferguson'ın kollarına bıraktı.



Transferde sessiz ama derinden ilerleyen Ferguson, Avrupa'nın en iyi forvet ikilisini rakip ceza alanına koyma hesapları yaparken; Borussia Dortmund'un Japon yıldızı  Shinji Kagawa'yı kadroya katarak Manchester City'nin şampiyonluğuna ne kadar sinirlendiğini kanıtladı. Manchester City'i geçebilmek adına önemli isimleri renklerine bağlayan MANU bir yandan da son 5 sezonda iki kez finalde kaybettiği Şampiyonlar Ligi için Real Madrid ve Barcelona ile yarışabileceğini gösterdi.



DI MATTEO'NUN ORDUSU



Geçtiğimiz sezonun yarısında Chelsea'deki görevini geçici olarak Villas-Boas'dan devralırken, Londra ekibi zor günler geçiriyordu. Ancak Di Matteo yeni görevinde o kadar başarılı oldu ki sezon bittiğinde Chelsea'nin müzesine iki yeni kupa daha girmişti. Bu başarının etkisiyle görevinde kalan İtalyan menajer işe kendi kadrosunu oluşturmakla başladı.



Öncelikle yıllardır takımın üzerine kurulduğu Drogba, Bosingwa ve Kalou gibi isimlere yol veren Di Matteo bu bölgelere önemli takviyeler yaptı. Lille'in harika çocuğu Eden Hazard'ı Manchester devlerinin elinden alan Londra ekibi, Marko Marin gibi önemli bir ismi de renklerine bağladı.



Di Matteo'nun en önemli hamlelerinden biri de Oscar'ı kadroya katmak oldu. İtalyan menajer, bu hamlesiyle hem Lampard'ın kısa süre içerisinde takımdan ayrılabileceği mesajı verdi hem de önemli bir potansiyele sahip genç bir oyuncuya Chelsea forması giydirdi. QPR'a imza atan Bosingwa'dan boşalan bölge ise Marsilya'dan Cesar Azpilicueta ile dolduruldu.



NOKTA ATIŞI



İspanyol futbolunun iki devi Barcelona ve Real Madrid transfer döneminin sessiz ekiplerinden oldular. Barcelona yıllardır çözüm bulamadığı sol bek mevkiine kendi alt yapısından çıkan ve oyun sistemine en uygun isim olarak gözüken Jordi Alba'yı transfer ederek kanayan yarayı durdurdu. Real Madrid ise transfer dönemine sağ bek arayışıyla başladı, yaratıcı orta saha hedefiyle devam etti. Savunmanın sağına düşündüğü alternatiflerin transferini bitiremeyen Mourinho, kulübün bütün enerjisini Luka Modric transferine yöneltti.



Yaz boyunca Luka Modric transferiyle yatıp kalkan Madrid cephesi bu yazının yazıldığı tarih itibariyle bu transferde mutlu sona çok yaklaştı. Hırvat futbolcunun transferinin tamamlandığı varsayımıyla hareket edersek Real Madrid yıllar sonra Xabi Alonso'nun yanına yaratıcı bir isim koymayı başardı. Geçtiğimiz sezon kusursuza yakın olan takımı bu seviyenin üstüne çekmeyi isteyen Mourinho, Modric transferiyle birlikte hem takımın daha kolay skora ulaşmasını hedefledi hem de Mesut Özil'in oyundaki yükünü hafifletip onun hücumcu kimliğinden yüksek verim almayı planladı.



Real Madrid'in bu sezonki bir diğer hamlesi ise Michael Essien oldu. Transferin son saatlerinde eski hocası Jose Mourinho'nun yanına giden Ganalı yıldız, Real Madrid orta sahasına önemli bir alternatif olarak eklendi. Nuri, Lass ve Granero'nun takımdan ayrılmasının ardından orta sahada oluşan boşluk Essien gibi bir alternatifle dolduruldu.



YENİ MASCHERANO



Barcelona cephesinde Jordi Alba transferi dışında bütün yaz yeni Mascherano'yu aramakla geçti. Artık emeklilik yaşı gelen Puyol'un yerini doldurmak isteyen Barça, önce Thiago Silva ve Daniel Agger gibi klasik stoperlere yöneldi ancak bu isimlerden sonuç alınamayınca rota Londra'ya döndü. Mascherano'dan stoper yaratan Barcelona'nın 2 stoper ve önünde 5'li savunma kurgusunu içeren oyun düzeni yeni Mascherano'sunu Arsenal'de buldu.



Arsenal'in Kamerunlu yıldızı Alex Song'a göz koyan Barcelona, bu transfer için kasasından 19 milyon euro çıkardı. Barcelona bu transferle birlikte kusursuz denilen fakat geçtiğimiz sezonu sadece Kral Kupası ile kapatan oyun düzenini bir üst seviyeye çekmeyi hedefledi. Anlaşılan Katalan ekibinde pas trafiğinin içerisinde olmayan stopere bile yer yok!



DİKKAT ÇEKENLER



Bayern Münih: Alman devi bu yaz ilginç bir transfer dönemi geçirdi. Kadrosunda bulunan Mario Gomez, Tomas Muller, Robben ve Ribery gibi önemli silahların yanına bir kaç tane daha hücumcu ekledi. EURO2012'de parlayan Mandzukic'i renklerine bağlayan Bavyera ekibi, bununla yetinmeyip eski golcüsü Pizarro'yu yeniden kadrosuna kattı. Mönchengladbach'ın stoperi Dante ile savunma rotasyonunu güçlendirirken; artık hepimizin çok yakından tanıdığı Xherdan Shaqiri'nin tercihi de Bayern Münih oldu.



Tüm bu transferlerin yanında Bayern Münih'in bu yaz en büyük hedefi Athletic Bilbao'nun genç oyuncusu Javier Martinez oldu. 40 milyon euro bonservis bedeliyle Bundesliga'da transfer rekoru kırarak genç oyuncuyu renklerine bağlayan Bayern, Schweinsteiger'in yanına önemli bir alternatif ekledi. Onlar için transfer döneminin amacı Dortmund'u yakalamaktı. Bu amaca paralel olarak hareket ettikleri transfer döneminde kusursuza yakın bir yapıya büründüklerini söyleyebiliriz.



Manchester City: İngiliz devi bu sezon yaptığı transferlerden daha çok yapmadığı transferlerle konuşulmadı(!). Evet Manchester City için ilginç bir cümle ama transferde bu yazı pas geçtiler. Mancini oldukça mantıklı hareket ederek şampiyon kadronun kimyasıyla oynamak istemedi. Yıllardır gözbebeği olan Daniele de Rossi için elbette nabız yokladı ama transferin imkansıza yakın olduğunu görünce Everton'dan Jack Rodwell ile orta saha rotasyonuna takviyede bulundu. Tabi ki onlar da Robin van Persie için girişimde bulundular ancak bu konuda hiç bir zaman United kadar istekli olmadılar.



Koca bir yazı sessiz geçiren Manchester'ın mavi yakası transferin son gününde bir anda harekete geçti. Mourinho'nun yıllardır isteyip de alamadığı Maicon'un transferini kısa süre içerisinde bitiren City, Rodwell'in ardından Sinclair'i de renklerine bağlayarak kadrosuna genç bir İngiliz'i daha katmış oldu. City'nin son gün hamlelerinin en dikkat çekici olanı ise Benfica'dan alınan Javi Garcia oldu. Premier Lig temposuna nasıl ayak uyduracağı belirsiz olan Garcia, 30 milyon euro karşılığında Manchester City'e katıldı.



Juventus: Serie A'nın son şampiyonu bir çok transfer yaptı ama takımı bir üst seviyeye taşıyacak bir transfer henüz yapmadı. Tıpkı Galatasaray gibi şampiyon kadroyu ligde kendini kanıtlamış önemli isimlerle donattılar. Asamoah ve Isla'yı Udinese'den Giovinco'yu Parma'dan Lucio'yu ise Inter'den aldılar. Aslında bütün yaz takıma seviye atlatacak transferin peşinde koştular. Onlar için de en ideal isim Arsenal'den ayrılan Robin van Persie'ydi fakat Hollandalı golcü Premier Lig'de kalmayı tercih etti. Torino ekibi de çareyi Bask'a giden ilk uçağa bilet almakta buldu. Bilbao'nun golcüsü Fernando Llorente'nin transferi için oldukça yol katetmişlerdi ancak bir türlü sonuca ulaşmayı başaramadılar. Llorente'nin çıkmaza girmesinin ardından golcü transferi onlar için tam bir hayal kırıklığına dönüştü. Seneler sonra Serie A'da şampiyonluğa ulaşan, mali yapısını düzelterek borçlarını azaltan ve Devler Ligi'ne geri dönüş yapan Juve, bütün yaz uğraştığı forvet transferini Nicklas Bendtner'i kadrosuna katarak bitirdi!



Liverpool: Premier Lig'in bir türlü yüzü gülmeyen ekibi Liverpool, bu geleneğini bu sezon da sürdürecek gibi gözüküyor. Geçtiğimiz sezon Swansea'de iyi işlere imza atan Brandon Rodgers'ı takımın başına getirerek olumlu bir hamle yaptılar fakat hedefledikleri transferlerde bir türlü sonuca ulaşamadılar. Cavani, Krasic, Dempsey, Gaston Ramirez, Cristian Tello, Sigurdsson transferleri için epey uğraştılar ancak bu isimlerin hiç birisini kadrosuna katamadılar. Yaz sonundan baktığımızda kadrolarını Fabio Borini, Joe Allen, Nuri Şahin ve Oussama Assaidi ile güçlendirdiler.



İşin ilginç yanı Liverpool bu sezon getirdiği isimlerle değil gönderdiği isimlerle konuşulan ekiplerden birisi oldu. Plansız yapılanmalarının bedelini kısa bir süre önce bonservis ödeyerek kadrolarına kattıkları oyuncuları yok pahasına elden çıkartarak ödediler. Charlie Adam ve Jay Spearing'i takımdan gönderdiler ancak Lucas'ın yaşayacağı olası sakatlıkları da hesaba katarsak orta saha rotasyonunu bir hayli zayıflattılar.



Onlar için en büyük fiyasko ise forvet transferi oldu. Transferin son gününde Andy Carroll'ı kiralık olarak West Ham'a gönderen Liverpool, süre bitene kadar yeni bir forvet oyuncusuyla anlaşamadı! Sturridge ve Dempsey için girişimde bulundular ancak transferi sonuca ulaştıramadılar. ve sonunda Luis Suarez ellerindeki tek forvet oyuncusu olarak kaldı. Suarez'in yaşayacağı olası bir sakatlık ve ceza probleminde Carroll'ı bile aramaları sürpriz olmayacaktır.



Borussia Dortmund: Bundesliga'da son iki sezonun şampiyonu Kagawa ve Barrios'un gidişiyle büyük kan kaybetti ancak Sarı Fırtınalar bu duruma hazırlıksız yakalanmadılar. Sezon bitmeden 17.5 milyon euro karşılığında renklerine bağladıkları Marco Reus onların gücüne güç katarken; bunun dışında önemli bir transfer yapmadılar. Jurgen Kloop varken onlar için sorun yok gibi gözükse de Bayern Münih'in bu sefer çok daha tehlikeli geldiğinin farkında olmalılar...







KAYBEDENLER KULÜBÜ



Milan: Şüphesiz ki transferin en çok kan kaybeden takımı oldular. Ibrahimovic ve Thiago Silva gibi takımın kilit iki oyuncusunu PSG'ye göndermelerinin yanı sıra Milan'ı Milan yapan bazı tecrübeli isimlerle de yolları ayırdılar. Bu yaz şampiyon Juventus'u yakalamak için hamleler yapmaları gerekirken; Torino ekibiyle aralarındaki makası daha da açtılar.



Zlatan'ın gidişinin ardından o bölgeyi doldurmak için bir dizi isim için nabız yokladılar. Ancak bir Milan klasiği oalrak Carlos Tevez ile başlayan dedikodular Matri ve ya Boriello seviyesine kadar düştü. Neyse ki kendilerinden daha kötü yönetilen Inter'e Cassano'yu gönderip Pazzini'yi alarak bu bölgedeki problemi çözdüler. Şüphesiz ki yaz transfer döneminin en çok kan kaybeden ekiplerinden biri oldular. Artık bir çok Serie A ekibi için diş geçirilebilir bir rakipler ve bu sene şampiyonluk yarışında kalmak onlar için daha zor olacak.



Arsenal: Arsenal aslında bu yaz Podolski, Giroud ve Cazorla gibi kaliteli isimleri kadrosuna kattı ancak takımın neredeyse yarısı olan Robin van Persie'yi kaybetmeleri otomatikman onları Kaybedenler Kulübü'nün bir üyesi yaptı. Üstüne Alex Song'un Barcelona'ya gidişi Londra ekibinin orta sahasını bir hayli zayıflattı. Hücum kapasitesi yüksek bir takım oldular ancak ideal seviyeye ulaşabilmek için savunmaya ve orta sahaya ciddi takviyeye ihtiyaç vardı ancak transfer sezonunu kimseyi alamadan kapattılar.



Premier Lig bu sezon rekabetin daha yoğun olarak yaşanacağı bir ortama gebe. City, United ve Chelsea flaş transferlerle fazlaca güçlendiler. Tottenham ve Newcastle'ın varlığını da düşünürsek Arsenal için ilk 4 yarışı bir hayli zor geçecek gibi gözüküyor.



ÖZEL İNCELEME: BARIŞ KAYGUSUZ

Kaynak: Sporx.com

11 Eylül 2012 Salı 11:00

Real Madrid, Barcelona, Arsenal, Avrupa, Spor
YORUMLAR