Ayhan Çarkın'ın 14 Yıllık Çelişkisi

Susurluk hükümlüsü Ayhan Çarkın'ın Ankara'da yürütülen faili meçhul cinayetlerle ilgili soruşturma kapsamında verdiği ifadeler özellikle 1990'lı yılların aydınlatılması için oldukça önem taşıyor Susurluk hükümlüsü Ayhan Çarkın'ın Ankara'da yürütülen faili meçhul cinayetlerle ilgili soruşturma kapsamında verdiği ifadeler özellikle 1990'lı yılların aydınlatılması için oldukça önem taşıyor.

Susurluk hükümlüsü Ayhan Çarkın'ın Ankara'da yürütülen faili meçhul cinayetlerle ilgili soruşturma kapsamında verdiği ifadeler özellikle 1990'lı yılların aydınlatılması için oldukça önem taşıyor Susurluk hükümlüsü Ayhan Çarkın'ın Ankara'da yürütülen faili meçhul cinayetlerle ilgili soruşturma kapsamında verdiği ifadeler özellikle 1990'lı yılların aydınlatılması için oldukça önem taşıyor. Çarkın'ın savcı Hakan Yüksel'e verdiği son ifadesindeki değerlendirmeler ile 1997 yılında Meclis'te Susurluk kazasını araştırmak için kurulan komisyona verdiği bilgiler çelişkiler içeriyor. Çarkın son ifadesinde, Eski Özel Harekât Daire Başkanı İbrahim Şahin'in ölüm timinin başı olduğunu savunurken, Susurluk Komisyonuna verdiği bilgilerde, Şahin'e yöneltilen suçlamalar konusunda ve kumarhaneler kralı olarak tanınan Ömer Lütfü Topal cinayetiyle ilgili olarak hiçbir bilgisinin olmadığını belirtiyor. Savcı Yüksel'e verdiği son ifadesinde "1990'lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetlerden dolayı vicdanım sızlıyor. Dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar kesinlikle bu işin içinde, elebaşı. Eski MİT Kontrterör Dairesi Başkanı Mehmet Eymür'ün bir süre önce verdiği ifadede gerçekleri dolaylı anlatmış. Kendisini kurtarmak için bilgiyi vermemiştir. Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı'nın faili meçhul cinayetlerden bilgisi vardı. Bu işin içinde. Eski Özel Harekât Daire Başkanı İbrahim Şahin de ekibin başı. Ömer Lütfü Topal kumarhanelerinin ele geçirilmesi için infaz edildi. Biz devlet için yaptığımızı biliyorduk ama devlet için değilmiş" diyen Çarkın, o dönemki faili meçhul cinayetler konusunda hiçbir bilgisinin olmadığını suçların kendisinin üzerine yıkılmaya çalışıldığını savunuyor. Meclis'e verdiği bilgilendirmede Abdullah Çatlı'yı yere göğe sığdıramayan Çarkın'ın 14 yıl önce yaptığı açıklamalarda "katil olsam kaçardım" derken, faili meçhul cinayetler soruşturmasında verdiği ifadeler arasındaki çelişki dikkat çekiyor. Gazeteci-Yazar Veli Özdemir'in 14 yıl önce hazırladığı "Susurluk Belgeleri" isimli kitabında Çarkın'ın Meclis Susurluk Komisyonu'nda faili meçhul cinayetlere ilişkin verdiği bilgiler şöyle:

-YAZICIOĞLU'NUN, HİÇBİR SUÇU GÜNAHI YOKKEN BİRİLERİ BU İNSANI ALDATTI-

Savcılıkta verdiği ifade de dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Kemal Yazıcıoğlu'nun da cinayete ilişkin tüm detayları bildiğini söyleyen Çarkın, 14 yıl önce verdiği bilgilerde Yazıcıoğlu'nun suçu olmadığını birilerinin eski emniyet müdürünü aldattığını şu ifadelerle savunuyor:

"Ömer Lütfü Topal olayının bize yüklenmesinin bir tek sebebi var. Topal'ın bir ortağı var, Mehmet Özbay'ın (Abdullah Çatlı) arkadaşı, benim de tanıdığım, onun vasıtasıyla Sami Hoştan; bizim onu tanımamız vesilesiyle bu şekilde bir hareket tarzını bizim tarafımızdan yapılabileceği imajı sürekli işlendi. Yani acaba aralarındaki bir husumetten mi kaynaklandı, bizi mi kullandı böyle bir olayda bu tamamen senaryodan hayalden ibaret insanların kafasını bulandıran bir olay. Ben bir kere katil olsam kaçardım. Ömer Lütfü Topal'ı biz öldürmedik, Ömer Lütfü Topal'ı biz gömmedik, ben tanımam hiçbir şekilde ilişkimiz de olmadı. Sonra Sayın Emniyet Müdürümüz mesela Kemal Yazıcıoğlu, adamın hiçbir suçu günahı yokken bana göre birileri bu insanı aldattı. Hiçbir günahı hiçbir alakası olmayan bir işten adamı, insanı bir şeye bulaştırdılar."

1997 yılında gözaltına alındığı sıradaki sorgusunda kendisine 1993-1995 yılındaki faili meçhul cinayetlerle ilgili rapor hazırlandığı ve kendisinin bu konudaki bilgisinin istendiğini anlatan Çarkın, şu cinayetlerin kendisinin üstüne yıkılmak istendiğini savunuyor:

"Vedat Aydın'ı öldürmüşüm, Tarık Ümit'i öldürmüşüm, iki tane İranlıyı öldürmüşüm, borsacı Yener Kaya'yı öldürmüşüm, Nesim Marke'yi öldürmüşüm, sonra gelmişim Gazi Mahallesi'nde kahveyi taramışım. Gitmişim halkın arasında Behçet'i öldürmüşüm, bütün organizasyonların başında Sedat Bucak'ın birkaç korucusu, özel timler, bir sivil ülkücü"

-CUMARTESİ ANNELERİ TERÖR ÖRGÜTÜNÜN İŞİ-

1990'dan beri yasa dışı bütün örgüt suçlarının kendiside dâhil olmak üzere 3 kişinin suçlandığını, bu isimlerin de özellikle seçilmediğini iddia eden Çarkın, kendilerinin kırsalda ve şehirde terör örgütlerinin hücre evlerine baskın düzenlediklerini devlete sızan mensuplarıyla mücadele ettiklerini savunuyor ve faili meçhul cinayetlerin kendi içinde bir iç hesaplaşma olduğunu belirtiyor.

Çarkın, geçtiğimiz hafta savcılıkta verdiği ifadede "Cumartesi Anneleri 16 yıl önce kaybolan çocuklarını arıyor. Ölüsünü veya dirisini görmek istiyorlar. Bunlardan Ayhan Efeoğlu'nu bizzat ellerimle gömdüm. Bana şu bombayı imha et diye paket verdiler. Götürdüm içerisinden insan çıktı. Bu şahsın Ayhan Efeoğlu olduğunu öğrendim. Domuzbağı ile bağlanmış bir vaziyetteydi. Onun cesedinin bulunduğu yeri de gösterebilirim" derken 14 yıl önce komisyonda verdiği ifadede ise Cumartesi annelerinin terör örgütlerinin işi olduğunu şu ifadelerle dile getiriyor:

"Cumartesi annelerini yaratanlar, daha düne kadar şu şu oğlum kayıp diye Yunanistan sınırında yakalanıyor. Bu insanlar ölüm kamplarında bu memleketin evlatlarının kafasını, devrim mahkemelerinde kafalarına kurşun sıkıp iç organlarını satıyorlar; ondan sonra annelerini getirip Galatasaray Meydanı'na dikiyorlar. Allahınızı severseniz atılan sloganlara bakın, yeter. Yaşasın devrim ve sosyalizm. Doğu Perinçek denen şaklaban, dangalak gidiyor şeyde kuyu arıyor, ceset, bizim siyasilerimizde onun peşinden koşuyor."

-BENİM ÜZERİMDEN MÜDÜRLERİMİ, AMİRLERİMİ KİMSENİN YARGILAMAYA HAKKI YOK-

Savcılığa verdiği ifadesinde "Yeşil" kod adlı Mahmut Yıldırım için "Çok güçlüydü. Biz onun yanında hiçiz. Çok güçlü bir ekibi vardı. Onlar bizden çok güçlüydü" derken komisyona verdiği bilgide Yeşil'i tanımadığını söylüyor. Komisyon üyelerinin "infaz timi var mıydı" şeklindeki sorularına "Yok efendim" şeklinde cevap veren Çarkın, komisyonda faili meçhul cinayetler ve susurluk kazasına ilişkin müdürlerini, "Ben yapmışsam beni yargılayın, benim üzerimde benim müdürlerimi, amirlerimi koskoca bir kuruluşu kimsenin yargılamaya hakkı yok, suçluysam beni yargılayın" ifadeleriyle koruyor.

-İBRAHİM ŞAHİN'İ CEZAEVİNDE KABULLENMEK İSTEMEZ KİMSE-

Çarkın, komisyon üyelerinin İbrahim Şahin'in kaçmasını nasıl değerlendirdiği sorusu üzerine ise "Medyanın baskısına yorumluyorum. Tutuklanma sebebimiz medyadır. İbrahim Şahin beklide şeyden çekiniyordur, ben tutuklandığım zaman cezaevine girdiğim zaman çünkü ona bir sürü inanan insan var bu teşkilatta, binlerce insan var. Bir İbrahim Şahin'i cezaevinde kabullenmek istemez kimse" şeklinde cevap veriyor.

Savcılık ifadesinde faili meçhul cinayetleri konusunda İbrahim Şahin'i ekibin başı olarak tanımlayan Çarkın, 1997 yılında Susurluk Komisyonu üyelerinin Şahin hakkındaki iddiaları anımsatması ve "Acaba bir suç mu var ya da yaptığı bir suç mu var" sorusu üzerine "Benim bildiğim yok efendim. Ama iddialar var. Herkes, herkes hakkında bir sürü iddiada bulunuyor. İbrahim Şahin hakkında yapmadığı kalmamış ona bakarsanız" sözleri 14 yıllık çelişkiyi gözler önüne seriyor. - Ankara

Kaynak: ANKA

24 Aralık 2011 Cumartesi 09:54

Politika, Güncel