Cumhurbaşkanı Erdoğan El-Cezire'ye Konuştu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 'Türkiye çok farklı bir sürecin içerisine girdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Türkiye çok farklı bir sürecin içerisine girdi. Türkiye artık böyle bir yanağına tokat vurulduğu zaman öbür yanağını çeviren bir ülke değil. Türkiye artık inandığı yolda başarılı bir şekilde yürüyor." dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Katar Merkezli El-Cezire Televizyonu'na verdiği mülakatta pazar günü yapılan halk oylamasının yansımaları, bundan sonra atılacak adımlar, Avrupa'nın Türkiye'ye yönelik baskıları ve ABD Başkanı Donald Trump'la gerçekleştirdiği telefon görüşmesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Halk oylamasının ardından Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin gibi dünyanın çok farklı ülkelerinden liderlerin aradığı hatırlatılarak Almanya Başbakanı Angela Merkel'in henüz aramamasına ilişkin soru üzerine Erdoğan, "Tabii şimdi bunu bir suçluluk psikolojisi olarak değerlendirebiliriz; bu bir. İki; bunu fırsat bulursanız kendilerine sorun." yanıtını verdi.
Erdoğan'a, Avrupa'nın Türkiye'ye karşı takındığı düşmanca tutumun nedenleri de soruldu.
Türkiye'nin son yıllarda elde ettiği başarılara değinen Erdoğan, "Tabii Türkiye çok farklı bir sürecin içerisine girdi. Türkiye artık böyle bir yanağına tokat vurulduğu zaman öbür yanağını çeviren bir ülke değil. Türkiye artık inandığı yolda başarılı bir şekilde yürüyor. Yani Türkiye eğitimde, sağlıkta, adalette, emniyette, ulaşımda, enerjide, gıda-tarımda, bütün altyapı-üstyapı yatırımlarında çok ciddi bir medeniyet yarışında performans yakaladı. Tabii bunu hazmedemiyorlar, sıkıntı burada. Şimdi bu yeni sistemle çok daha hızlı yürüyecek bir sürecin içindeyiz." diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa ülkelerinin halk oylaması sürecinde adeta Türkiye'ye savaş açtığını vurguladı. Buna ilişkin bazı olaylardan örnekler veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Düşünün, İsviçre Parlamentosunun önünde Erdoğan'ın pankartı, şakağına silahı dayamışlar, 'Erdoğan'ı öldürün.' Bunu bir ülkenin cumhurbaşkanına karşı bir ülkenin parlamentosunun önünde polis koruması altında yapmak mümkün mü? Hangi ülkeye karşı böyle bir şey yapılabilir? Aynı şey Almanya'da, Avusturya'da, Belçika'da, İsveç'te oldu, hepsinde de bunları yaptılar. Tahammülleri yok. Şu anda çılgına dönmüş vaziyetteler, onlar başka şey bekliyorlardı. Almanya'da 'evet' oylarının bu denli yüksek çıkışı bunları çıldırttı. Aynı şey Avusturya'da, Hollanda'da yaşandı. 'Evet' oylarının yüksek çıkması bunları rahatsız ediyor. Çünkü bizzat milletvekilleriyle beraber 'hayır' kampanyaları yaptılar.
Bu yaptıklarına 'faşist bir baskı' veya 'Nazizm' denmesinden çok rahatsız oluyorlar. Bittiğini zannediyordum ancak hala uygulamaları var. Neden rahatsız oluyorlar? Yapmayın bu uygulamaları. Bizde bir söz var; 'Yarası olan gocunur.' Yani gerçekten eğer böyle bir baskı yoksa faşist veya Nazi böyle bir baskı yoksa hiç rahatsız olmayın. Gerçekten böyle bir baskı yoksa rahatsız olunmaması gerekir. Bizim bir sözümüz daha var bilirsiniz; 'Abdestinden şüphen yoksa namazından şüphen olmasın.' Şimdi biz onlara diyoruz ki demokrat olun, demokrat olduğunuz sürece bir sorun yok ama Türkiye'yi 54 yıl Avrupa Birliğinin (AB) kapısında bekletenlerin demokrat olma diye bir şeyi olamaz ve bize bunlar çok yalan söylediler, hala da yalan söylemeye devam ediyorlar. İşte 3 milyon mülteciyi Türkiye'de kim besliyor? Biz besliyoruz. Bunlar Avrupa ülkelerine gidebilirdi."
AB'nin vaatleri ve mülteciler konusu
Erdoğan, bir soru üzerine mültecilere Avrupa kapılarının açılması ihtimalini de değerlendirdi.
AB'nin bu konuda Türkiye'ye bazı sözler verdiğini anımsatan Erdoğan, şunları anlattı:
"Örneğin; AB geçen yılın temmuz ayında UNESCO vasıtasıyla 3 milyar avro destek verecekti, daha sonra ikinci bir 3 milyardan daha bahsettiler. Bunlar bizim bütçemize girmiyor. Sadece UNESCO vasıtasıyla Kızılayımız, AFAD'ımız, bunlar geliyor, oralarda tabi çadır ve konteyner kentler var. Buralarda bütün harcamalar, okul, eğitim vesaire bunlarla ilgili harcamalar, buralarda kullanılacak. Şu ana kadar gelen destek 725 milyon avro, aynı zamanda BM Mülteciler Konseyinden 550 milyon dolar geldi. Peki, bizim yaptığımız harcama ne? Bizim şu ana kadar yaptığımız harcama, sivil toplum kuruluşlarıyla beraber 25 milyar dolar. Şimdi bizim yaptığımız harcamaya bakın, onların yaklaşımına bakın; dürüst değiller. Mesela Avrupa'yla yaşadığımız bir vize problemi var. Hala bunu çözmediler, çözmüyorlar ve bu konuda da samimi değiller."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa ile ilişkilerin düzelme yoluna girmesini temenni ettiklerini ancak onların, kapılarını kapattığı sürece böyle bir düzelme olmayacağını dile getirdi.
Avrupa'nın bu noktada kendi durumlarını gözden geçirmesi, "Biz burada yanlış yaptık." demesi gerektiğini ifade eden Erdoğan, "Demiyorlarsa biz tabii ne yapacağız? 54 sene bekledik, bir 54 daha mı bekleyeceğiz? Kendimize başka çıkış yolları arayacağız." açıklamasını yaptı.
Türkiye ile Avrupa ülkelerinin çoğunun NATO çatısı altında bir arada olduğunu anımsatan Erdoğan, bu birlikteliğin AB'de de olabileceğini kaydetti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Çok basit bir örnek; Vatikan, AB üyesi mi? Değil. Peki AB üyesi ülkelerin Vatikan'a giderek Papa'nın vaaz ve nasihatini dinlemesini siz nasıl değerlendirirsiniz? Yani 28 tane ülkenin orada ne işi var? Bunların içinde Ortodoks, Protestan, ateist var, ne işi var bunların orada? Vaaz ve nasihat dinliyorlar. Çünkü bakıyorum hepsi tek millet." değerlendirmesinde bulundu.
"Bu ülkenin Cumhurbaşkanı olarak benim halkım ne istiyor ona bakarım"
Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel'in Türkiye'de idam cezasının geri getirilmesi konusundaki açıklamalarına da değinen Erdoğan, şunları söyledi:
"Ben Sigmar Gabriel'in söylediğine bakmam, diğerlerinin söylediklerine bakmam. Ben nereye bakarım? Ben bu ülkenin Cumhurbaşkanı olarak benim halkım ne istiyor? Şu anda 249 şehit vermiş bu milletin mensupları, 2 bin 193 gazisi olan bu millet, üzerine bu denli saldırıldığı halde buna sessiz mi kalacak? Ne diyor? 'Benim evladım öldürüldü, benim kocam öldürüldü, benim eşim öldürüldü, ben bunların intikamının alınmasını, bunların idamla yargılanmasını istiyorum' diyor. Bizde şu anda idam yok, anayasa değişikliği gerektiriyor. Bizde ağırlaştırılmış müebbet var, müebbet var vesaire. Şimdi benim milletimin böyle bir talebi var. Parlamentomuz var mı? Var. Eğer Parlamentoya bu gelir de Parlamentodan geçerse, bana bu geldiğinde ben bunu onaylarım diyorum. Niye? Milletimin talebi bu. Ama onlar şu ana kadar hiçbir konuda sözlerini tutmadılar, şu anda bak tehdit ediyor. Sen kimsin ya bize böyle bir tehdit sallıyorsun? Önce seviyeni bileceksin.
Böyle durup dururken söylenmiyor ki bunlar. 15 Temmuz'dan bu yana acaba bu kişiler FETÖ'cülere karşı bir adım attılar mı? Şu anda Almanya FETÖ'cülerin yatağı oldu, Almanya PKK'nın yatağı oldu, Almanya şu anda onlara her türlü desteği veriyor. Türkiye'den kaçanlar Almanya'ya gidiyor, Avrupa'nın değişik ülkelerine, Belçika'ya gidiyor, buraları da dolaşıyorlar ve bunlar şu anda kaçak, hepsi oralarda. ya bunlar suçlu, siz suçluları ülkenizde barındırıyorsunuz ama ondan sonra bizde olan onların yine bir suçlusu tutuklandığı zaman, 'Bunu bize verin' diye de istiyorsunuz; böyle bir şey olamaz. Benim ülkemde bu yargılanmış ve tutuklanmışsa ondan sonra da mahkeme süreci burada devam eder. Ama Sayın Gabriel, sen önce bir defa kendini gözden geçir, çok ayıp, böyle bir ifadeyi kullanamazsın. Demokrasilerde halkların dediği geçerlidir, dikta rejimlerinde diktatörlerin dediği geçerlidir. Biz demokrasiyi konuşuyoruz ve demokraside de benim vatandaşım böyle bir talepte bulunuyor, Parlamentodan geçiyor, benim önüme geliyorsa ben bunu onaylarım. Ha gerekirse biz bunun için de bir halk oylamasına gideriz, yine halka sorarız, vatandaşa sorarız. Eğer benim halkım idamla ilgili kararı veriyorsa verir, iş biter. AB'ye almıyorlar; almazsanız almazsınız, 54 sene almadınız, ne oldu? 54 sene almadınız da Türkiye bitti mi, battı mı, yok oldu mu? Yok, olay bu kadar açık ve net."
İdam kararıyla ilgili yakın zamanda referanduma gidilip gidilmeyeceğine ilişkin, ilk kademenin Parlamento olduğu ve oradan çıkacak görüşün değerlendirileceğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, sonraki süreçte halka gidileceği ve en asil kararı halkın vereceğini vurguladı.
İran'ın "Pers yayılmacılığı" anlayışı
Programda Erdoğan'a, Sykes-Picot Antlaşması'nın üzerinden 100 yıl geçmesinin ardından Batı medyasında bölgenin tekrar dizayn edildiği ve Türkiye'nin özellikle Suriye ve Irak karşısında seyirci kalıp kalmayacağına ilişkin bir soru da yöneltildi.
Sykes-Picot olayına ne denli karşı olduklarını hep ifade ettiklerini hatırlatan Erdoğan, şöyle devam etti:
"Tabii onlarla görüştüğümüz zaman, 'Biz Irak'ta, Suriye'de toprak bütünlüğünün yanındayız' diyorlar fakat uygulamaya geldiği zaman sanki bir paylaşım havası esiyor, sıkıntı burada. Bakıyorsunuz İran'ın Pers yayılmacılığı anlayışı son zamanlarda bayağı baş ağrıtmaya başladı. Örneğin Irak'ta DEAŞ'la mücadelede göze çarpan şey bu. Mesela Haşdi Şabi kimdir, arkasında kim var? Haşdi Şabi, enteresan, 'Terör örgütü değildir' diye Irak Parlamentosundan çıkıyor, halbuki bir terör örgütü ama arkasında kimlerin olduğu önemli. Şimdi bakın orada onlar ne yazık ki bir taraftan Sincar'a yönelik çalışmaları diğer taraftan da Telafer'e yönelik bunların saldırıları var. Telafer'de kim var? Telafer'de yaklaşık 400 bin Türkmen var; bunların bir kısmı Şii'dir, bir kısmı Sünni'dir ama şimdi onlar dağıldı, orada az miktarda insan kaldı. Şimdi Haşdi Şabi oraya yürüyor, böyle bir durum söz konusu; aynı şeyi merkezde de görüyoruz. Bunlar bizi üzüyor, bunların olmaması lazım."
"Kavmiyetçilik bizim için bir din olamaz"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Müslümanlar arasındaki bağlayıcı unsurun kavmiyetçilik değil din olduğuna dikkati çekti.
"Kavmiyetçilik bizim için bir din olamaz, mezhepler bizim için bir din olamaz, onlar birer yorumdur." diyen Erdoğan, birilerini bunu adeta bir din haline getirdiği zaman kendilerinin de üzüntüsünü söylemek durumunda olduğunu belirtti.
Suriye'de son dönemdeki gelişmelere de değinen Erdoğan, şunları kaydetti:
"Suriye'de de bakıyoruz ki adeta bir parselasyon havası var. Rejim zaten durumu belli, aynı şekilde kuzeyde mesela Kürtler var. Kürt vatandaşları bizim hiçbir zaman düşmanımız olmadı, her zaman onlarla iç içe olduk. Araplar var, onlarla iç içeyiz çünkü bizim güney bölgelerimizde Arap da var, Kürt vatandaşlarımız da. Hepsi birbirleriyle iç içe, kız alıp vermişler, akrabalıklar kurmuşlar. Aşağıya doğru iniyorsunuz bölge tamamen Araplardan oluşuyor. Şimdi burada bakıyorsunuz hala bütünlüğü koruma gibi bir dert yok, o dert bizde var çünkü bizim orada topraklarda gözümüz yok. Bizim tek derdimiz vardı; DEAŞ'la mücadele. DEAŞ'la mücadeleyi de başarılı bir şekilde verdik ve Cerablus'u onlardan temizledik. Aynı şekilde Rai, Dabık, Bab, bunları temizledik. Ama şimdi geliyoruz bakıyoruz ki buradaki yaklaşım tarzları içerisinde tamamıyla 'Acaba şurayı kim alsın, şurayı kim alsın' bunların hesabı yapılıyor. Önümüzde bir Afrin tablosu var, Lazkiye tablosu var, bütün buralardaki gelişmeler, aynı şekilde yine bakıyoruz Tel Abyad'da bazı şeyler var. Şimdi Irak'a bakıyorsun mesela; Kerkük'te tamamen Türkmenler yok farz ediliyor ama orada Arap da var, Kürt de var. Burası bir defa üzerinde, yani 'Kerkük şunlarındır' diye bir şey yok. Burası ne olarak ilan edildi? Tartışmalı bölge olarak ilan edildi. Bu tartışmalı bölgede kimler var? Burada Türkmen var ki tarihi itibarıyla baktığınız zaman geçmişinde Türkmenlerin yoğun olduğu bir yer, aynı şekilde Arap'ı var, Kürt'ü var."
Erdoğan, Kerkük kentinde Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) bayrağı asılmasına ilişkin değerlendirmelerde de bulundu.
Konuyla ilgili açıklamalar yaptıklarını anımsatan Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
"Bu açıklamalardan sonra belli yerlerde bayrak kaldırıldı, son olarak meclisten de kalkacağının haberini almıştık, henüz kalktı mı kalkmadı mı doğrusu bilemiyorum. Ancak Suriye'de de yine tabii kuzeyde bizim Türkiye sınırında ciddi manada Türkmenlerin yerleşik olduğu bölgeler var. Şimdi buralarda böyle bir bölme, 'Toprakların şurası şunların, şurası şunların' dersek yazık olur, Suriye gibi bir ülke bölük pörçük hale getirilir. Zaten şu anda tarihi eserleriyle, her şeyleriyle bu Suriye'nin ayağa kalkması öyle kısa bir zamanda olacak iş değil, çok büyük bir zaman şey yapacak. Ama benim her zaman bir teklifim var; o da nedir? Biz dedik ki Fırat'ın batısında terörden arındırılmış güvenli bölge ilan edelim. Bunu bütün dost bildiklerimize açıklıyorum. Bu 4 bin, 5 bin kilometrekarelik bir alanda olabilir. Burayı uçuşa yasak bölge olarak ilan edip 'eğit-donat'la burada iyi bir milli ordu oluşturulmalı ki oraya yerleşen insanların güvenliği de onlar tarafından sağlanmış olsun. Burada ABD, Rusya, Körfez ülkeleri, başta Suudi Arabistan, Katar olmak üzere hep birlikte desteğimizi verelim ve burada onlara yeni şehir veya şehirler oluşturalım. Böylece bu insanlar hem ülkelerinden ayrılmak zorunda kalmasınlar, hem de Türkiye'de 3 milyon mülteci var, bu insanlar da tekrar topraklarına dönme şansını yakalasınlar."
Türkiye-İran ilişkileri
Türkiye ile İran arasındaki ilişkilere de değinen Erdoğan, bu ülkeyle şu anda geldikleri durumu çok hayırlı görmediğini belirtti.
Görüşmeler, geliş-gidişler olduğunu ve bu durumlara gelinmemesi gerektiğini anlatan Erdoğan, şunları dile getirdi:
"Aramızda konuşurken gayet iyi, güzel de neticeye gelince maalesef netice alamıyoruz. Bakıyorsunuz Irak üzerinde hesaplar var, Suriye üzerinde hesaplar var, işte Lübnan'da aynı şekilde hesaplar var, Yemen'deki gelişmeler ortada. Yani buralara girmek, buralara nüfuz etmek suretiyle bir Pers yayılmayacağını yapmanın anlamı nedir? Yani İran'ın bugün toprak bütünlüğü zaten kendisine fazlasıyla yeter, nedir yani başka ülkelere böyle nüfuz etme gayreti? Bu düşündürücü. ve tabii bu İran'ı da ister istemez yalnızlığa doğru sevk ediyor. İslam dünyası içerisinde İran'ın böyle bir duruma düşmesini bizler istemeyiz. Aramızdaki münasebetin çok daha farklı şekilde yürümesini isteriz, İslam dünyasında dayanışmamızın olması lazım. Bizim mezhep taassubu içerisinde olmamız düşünülemez, bunları artık bir kenara koymamız lazım. Bizim için tek şey birleştirici olan, her şeyimiz bizim İslam'dır. Ama yorumları eğer biz kalkar da İslam'ın yerine ikame etmeye çalışırsak, bu istikamette görüntü verirsek, bu çok büyük tehlikedir. ve tekebbür İslam'da haramdır. İslam'da 'ben' yok, 'biz' var, bunu yaptığımız anda o tevazu aramızdaki dayanışmayı, birliği, beraberliği çok daha ilerilere taşır. Temenni ederim ki yani bundan sonraki süreçte bir an önce bir dayanışma halinde İslam dünyasının ihtiyacı olan bu birliği, beraberliği birlikte sağlayalım."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk halkının kendisine ve cumhurbaşkanlığı makamına verdiği sorumluluk sonrası içeride ve dışarında yaşanacak zorluklar ve 2019'daki seçimlere kadar geçecek süreçle ilgili görüşlerini de paylaştı.
Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:
"En kötü ihtimallere karşı dahi siyaset etmesini elhamdülillah başarmışız, bundan sonra da bunu başarabilecek güç ve kabiliyetteyiz. O noktada bir sıkıntımız yok çünkü 40 yıldır siyasetin içindeyiz, ta gençlikten itibaren bunu yaparak geldik. Yani gökten zembille inmedik, tecrübemiz buna yeter, deneyimimiz buna yeter. Elhamdülillah iyi bir ekibimiz var, sürekli bu ekip tazelenir. ve şu anda zaten partimize dönüş imkanı da geldiği için bu da ayrı bir güç katacağı için, bundan sonraki süreçte de hükümetimizle birlikte bu çalışmaları çok daha başarıyla inşallah geleceğe taşıyacağız. ve özellikle de tabii 2019 ülkemiz için, milletimiz için farklı bir yıl olacaktır ve ondan sonra da Türkiye uluslararası camiada ciddi bir rekabet imkanını yakalayacaktır diye düşünüyorum. Tabii elimizden geldiği kadar esbaba tevessül hükmünü yerine getiririz, netice Allah'tan."
(Bitti)

Kaynak: AA

20 Nisan 2017 Perşembe 02:10

Ab, El Cezire, Türkiye, Recep Tayyip Erdoğan, Politika, Güncel