Dha yurt bülteni - 3

Karadeniz'de hamsi sürüleri 'taraklı denizanası' tehdidi altındaKaradeniz'de hamsi popülasyonu, köken olarak Batı Atlantik kıyı sularının bir yerlisi olan ve literatürde 'Mnemiopsis leidyi' ve 'ktenefor' olarak bilinen 'taraklı denizanası' tehdidi altına girdi.

Karadeniz'de hamsi sürüleri 'taraklı denizanası' tehdidi altında

Karadeniz'de hamsi popülasyonu, köken olarak Batı Atlantik kıyı sularının bir yerlisi olan ve literatürde 'Mnemiopsis leidyi' ve 'ktenefor' olarak bilinen 'taraklı denizanası' tehdidi altına girdi.  Karadeniz'de çoğalarak, balık popülasyonunu olumsuz etkileyen tür nedeniyle hamsi avcılığı son yıllarda yüzde 40 dolayında geriledi.
Karadeniz'de, 1 Eylül'de başlayan balık avı sezonunda balıkçılar ağlarını denizlere bırakmayı sürdürüyor. Bu yıl balık avcılığında bereketli bir sezon geçirmeyi bekleyen balıkçılar, umduğunu bulamıyor. Uzmanlar, deniz suyu sıcaklığı, kirlilik ve aşırı avcılık nedeniyle balık popülasyonlarında azalma olduğunu belirtiyor. Karadeniz, son yıllarda özellikle hamsi popülasyonu literatürde 'Mnemiopsis leidyi' ve 'ktenefor' olarak bilinen 'taraklı denizanası' tehdidi altına girdi. Köken olarak Batı Atlantik kıyı sularının bir yerlisi olan canlı türü balık yumurta ve larvaları ile ortamdaki planktonu tüketerek doğal yaşama zarar verdiği belirlendi. Karadeniz'de çoğalarak balık popülasyonunu olumsuz etkileyen tür nedeniyle 600 bin ton seviyelerinde olan hamsi avcılığı son yıllarda 350-400 bin tonun altına düştü.
'DENİZ SUYU SICAKLIĞININ ARTMASI BAZI TÜRLERİ YOK ETTİ'
Rize Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi (RTEÜ) Su Ürünleri Fakültesi Deniz Biyolojisi Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Bülent Verep, küresel ısınmanın etkilerinin hissedilmeye başlandığı Karadeniz'de yüzey sıcaklığının yaklaşık 0.3 derece arttığı belirterek balık stoklarının azalması, deniz suyu sıcaklığının artması ile birlikte bazı türlerin daha az yakalanması, bazı türlerin hiç görülmemesi gibi olaylarla karşı karşıya kalındığını açıkladı. Bu durumun sadece deniz suyu sıcaklığına bağlanamayacağını söyleyen Verep, "Çünkü balık stokları çok dinamik bir yapıya sahiptir. Balık stoklarının yaşamış oldukları ortamlarda birçok faktör onları etkiliyor. Suyun sıcaklığı elbette ki önemli faktör ancak yalnız su sıcaklığını burada etkili bir faktör olarak söyleyemeyiz. Özellikle deniz kirliliği son 20-30 yıl içerisinde önemli bir faktör olarak karşımıza çıkıyor. Daha önceki yıllardan bugüne kadar etkisini hissetmiş olduğumuz aşırı ve yanlış avlama, plansız, programsız avcılıklarla balık stoklarının bugünkü durumuna geldiğini görüyoruz. Özellikle avlanan balıkların boylarındaki küçülme aşırı avcılığın yapıldığının önemli bir göstergesi olarak karşımıza çıkıyor. Balık stoklarında avlanabilir miktarların tespit edilmesinden sonra balıkçılarımıza belirli bir avlanabilir stok tavsiye edilmesi söz konusu olabilir. Bunun dışında yine çevre ve deniz kirliliği, denizlere bırakmış olduğumuz sıvı ve katı atıklar denizlerimizde oluşan deniz kirliliğinin ana faktörlerinden" dedi.
'TARAKLI DENİZ ANASI HAMSİ YUMURTA VE LARVALARINI TÜKETİYOR'
Hamsi avcılığının geçmiş yıllara göre önemli düzeyde düştüğünü açıklayan Verep, "Hamsi avcılığında sadece deniz suyu sıcaklığı etkili bir faktör değildir. Birçok ekolojik faktörler söz konusudur. Karadeniz'de 1980'li yıllarda çok önemli bir ekolojik olaylar yaşanmıştır. Hamsi yumurta ve larvalarının tüketen Mnemiopsis leidyi olarak bilinen taraklı denizanası gibi bir faktör Karadeniz ekosistemine girmiş, daha sonra da düşmanları gelince de düzelmeye başlamış. Ancak hamsi avcılığında 600 bin ton seviyeleri bugün 350-400 bin tonlara kadar düştü. Karadeniz'deki iklimsel ve ekolojik koşullar böyle giderse hamsi avcılığı azalacağı bir gerçektir. Bizler neler yapabiliriz? Ekolojik koşulları zorlamamalıyız, denizlerimizi kirletmemeliyiz, deniz koşullarını yapabildiğimiz ölçüde korumalıyız. Aquakültür yoluyla üretebileceğimiz türlerin gelecekte insanoğlunun protein kaynağını desteklemesinde kullanılabileceğini söyleyebiliriz" diye konuştu.
TARAKLI DENİZANASI
Meroplanktonların da dahil olduğu yenebilir zooplanktonların, açık deniz balığı yumutalarının ve larvaların başlıca etçil avcılarından birisidir, bu yüzden balıkçılığın çökmesine sebep olur. Genelde taraklı deniz anası veya deniz cevizi olarak isimlendirilir. Güney ve Kuzey Amerika Atlantik sahili boyunca ılımandan subtropikale haliçlerin yerli türüdür. 1980'lerin başlarında gemilerin balast sularından Karadeniz'e yayılmıştır ve tüm ekosistem üzerinde yıkıma varan etkisi olmuştur. 20. yüzyılın son yirmi yılında Azov, Marmara, Ege Denizi'ne ve son olarak petrol tankerlerinin balast sularından Hazar Denizi'ne yayılmıştır. 10 santimetre uzunluğuna ulaşabilir, gövdesi yanlardan basıktır, stomedeumun yanından çıkan büyük loblar ve 4 derin çizgi türün belirgin karakterleridir. Rengi genel olarak saydam veya hafif yarı saydamdır. Nehir ağızları, deniz doğal ortamında yaşayan tür, kıyı doğal ortamı üzerindeki geniş bir alanda, geniş bir tuzluluk, sıcaklık ve su kalitesi aralığındaki koşullara karşı dayanıklıdır.

Görüntü Dökümü
-------------
Drone ile denizlerden detay
Balık avcılığı detayları
Prof. Dr. Bülent Verep açıklaması
Detaylar

Haber-Kamera: Arzu ERBAŞ-Mehmet Can PEÇE RİZE-DHA

==================

Edirne'de Bizans dönemine ait su dağıtım şebekesi bulundu

EDİRNE'nin Lalapaşa ilçesine bağlı Sinanköy'de devam eden antik yerleşim alanı kazı çalışmalarında erken Bizans dönemine ait olduğu değerlendirilen su dağıtım şebekesi bulundu. Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Engin Beksaç, "Karşımıza çıkan yapı, Edirne'de Osmanlı su yollarının oluşumundan önce daha erken süreçlerde de ilginç bir dağıtım şebekesi olduğunu da ortaya koydu" dedi.
Edirne'de devam eden Sinanköy antik yerleşim alanı kazı çalışmalarında, araştırmacılar Bizans dönemine ait ilginç bir yapıya ulaştı. Devam eden kazılarda ortaya çıkan su dağıtım şebekesi kazı ekibinde heyecana neden olurken, o döneme ait de birçok ipucuna ışık tuttu. Kazı Başkanı Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Engin Beksaç, ortaya çıkan yapıyla, Osmanlı su yollarının oluşumundan önce de erken süreçlerde ilginç bir dağıtım şebekesi olduğunun ortaya çıktığını söyledi. 
Sinanköy kazı çalışmalarının 2014 yılında başladığını ifade eden Prof. Dr. Beksaç, bu yıl olumsuz şartlara ve kısıtlı alanda yapılan çalışmalara rağmen enteresan bir yapının ortaya çıktığını ifade etti. Beksaç, "Bir kaç safha gösteren, oldukça ilginç, erken Bizans döneminden başlayarak geç dönemlerine kadar kullanılmış bir su dağıtım şebekesiyle karşılaştık. Zaten burada görevli olan arkadaşımız başkan yardımcılığı görevini de yapan Dr. Öğretim Üyesi Özkan Ertuğrul'un doktora tezi de su dağıtım şebekesi, Bizans'taki su yolları gibi konular olduğu için binanın yapısını ve özelliklerini tespit etmemiz çok kolay oldu ve karşımıza çıkan yapı, Edirne'de Osmanlı su yollarının oluşumundan önce daha erken süreçlerde de ilginç bir dağıtım şebekesi olduğunu da ortaya koydu" dedi. 
'EDİRNE VE TRAKYA'NIN TARİHSEL KİMLİĞİ AÇISINDAN ÇOK ÖNEMLİ BİR KEŞİF'
Söz konusu bölgede daha önce sadece bir çan kulesi bulunduğunu düşündüklerini ifade eden Beksaç, yeni ortaya çıkan dağıtım şebekesinin Edirne ve Trakya'nın tarihsel kimliğine çok önemli katkısı olacağının altını çizdi. Beksaç, "Yapmış olduğumuz temizlik çalışmaları bize, buranın sadece bir çan kulesi olmadığını, daha da erken süreçlere giden ilginç bir su dağıtım şebekesi olduğunu gösterdi ki bu esasında Edirne'nin ve Trakya'nın tarihsel kimliği açısından çok önemli bir katkı oldu. Şu anki durumu itibariyle bu suyun Edirne Kalesi'ne kadar gitme ihtimali var ama bunların çok daha detaylı olarak çalışılması lazım. Yukarıdaki kaleyle ve şehirle yakın ilişkisi olduğu kesin zaten ve eski dönemlerde buradan akmakta olan suyun daha geniş boyutlu bir akarsu yatağına sahip olduğunu biliyoruz. Bunu göz önüne aldığımız zaman buradaki yapının mahiyeti daha da netlik kazanmış oluyor" diye konuştu.  
'OSMANLI SU YOLLARI DA AYNI PRENSİPLE, AYNI ÇEVREYİ KULLANMIŞ'
Yapının, Bizans'ın erken dönemlerine ait olduğunu düşündüklerini söyleyen Prof. Dr. Beksaç, "Antik çağlarda buradaki akarsu çok daha yüksek ve yerleşim alanının yakınlarına gelen bir suydu ve seviyesi de çok yüksekti. Sinanköy zaten bu suyu kullanan bir yerleşim yeri olarak karşımıza çıkıyor. Bu bölgenin zaten Edirne merkeze doğru alçalarak giden bir yapısı var. Kuzey kesimlerinde Istranca Dağları'nın yüksek kesimlerinden kademe kademe alçalarak, merkeze doğru inen bir yapısı var. Burası o özelliği kullanıyor. Daha sonra Osmanlı su yolları da aynı prensiple, aynı çevreyi kullanarak doğal işlem görmüştür. Dolayısıyla burası çok fazla bilmediğimiz örneklerden birisi olarak karşımıza çıkıyor. Yani daha önce bunun varlığı hakkında bilgimiz yoktu. Bu yapının ortaya çıkmasıyla birlikte bu su yollarıyla ilgili daha detaylı bilgi sahibi olabiliyoruz" şeklinde konuştu.

Görüntü Dökümü
--------
Kazı alanından detaylar
Ortaya çıkıralan su şebekesi
Şebekeden detaylar
Engin Beksaç ile röp.
Detaylar
DHA muhabiri Ali Canr Zeray anons
Detaylar

Haber-Kamera: Ali Can ZERAY /EDİRNE,  

=======================

Kanseri yendi ardından bakıcılığını yaptığı olduğu ikizlerin koruyucu annesi oldu 

Aydın'ın Efeler ilçesinde, yaşayan 48 yaşındaki Gülşen Topçu Şahan, çocuklarının eğitimi için bakıcı olarak çalıştığı Sevgi Evi'ndeki görevine iki yıl önce meme kanserine yakalandığı için rapor alarak ara verdi. "Çaresizseniz, çare sizsiniz" diyen Şahan, bir yandan hastalığıyla mücadele edip onu yenerken diğer yandan Eskişehir Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Sosyoloji Bölümü'nden geçen Temmuz'da mezun oldu. Çalıştığı Çocuk Esirgeme Kurumu'ndan aldığı 13 yaşındaki ikiz kız kardeşin koruyucu ailesi oldu.
Evli, 2 çocuk annesi Gülşen Topçu Şahan, çocuklarının eğitim masraflarını karşılamak için 10 yıl önce mülakatla Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Aydın İl Müdürlüğü çocuk evlerinde bakıcı olarak çalışmaya başladı. Onun için her şey yoluna girmeye başlarken, sanayide torna atölyesi işleten eşi Mustafa Şahan 2013 yılında iflas etti. Oturdukları ev ve otomobilleri icradan satıldı. O dönemde özel bir kolejde okuyan kızı Ayşen Şahan'ın buradaki eğitimine devam edebilmesi ve kızının moralinin bozulmaması için Şahan, çocuk evlerindeki görevinden arta kalan zamanlarında ve hafta sonları evlere temizliğe gitmeye başladı. Şahan, kendi kişisel gelişimi için de 43 yaşında girdiği üniversite sınavını kazanıp, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Sosyoloji Bölümü'ne kayıt yaptırdı. İş ve eğitim hayatını bir arada götüren Şahan, 2 yıl önce meme kanserine yakalandığını öğrenince yıkıldı. "Çocuklarımın bana ihtiyacı var" diyerek, hemen kendini toparladığını ve hastalığıyla mücadeleye başladığını belirten Şahan, eğitimine ve işine 1 yıl boyunca raporlu olduğu için ara verdi. Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'ndeki tedavisinin ardından kanseri yenen Şahan, işinin başına döndü. Yarım kalan eğitimini de tamamlayan Şahan, geçen temmuz ayında diplomasını aldı. Hayata yeniden tutunan Şahan, Çocuk Esirgeme Kurumu'ndan aldığı 13 yaşındaki ikiz kız kardeşler D.A. ve Y.A.'nın koruyucu ailesi oldu. 
'KORUYUCU Anne OLARAK HAYATA DAHA SIKI BAĞLANDIM'
İnsanlara hiçbir zaman hayata küsmemeleri tavsiyesinde bulunan Gülşen Topçu Şahan, şöyle dedi:  
"Sevgi Evleri'nde çalıştığım için koruyucu ailesi olduğumu kızlarımla çabuk kaynaştım. Devletimiz ne kadar güzel baksa da anne ve bir aile ortamı çocuklar için çok farklı. Kötü bir hastalık dönemi geçirdim. Hastalığım boyunca hep dua edip, sağlığıma kavuşunca 'Koruyucu aile olacağım' diye, kendime söz verdim. O sözümü yerine getirdim. Koruyucu ailesi olduğum kızlarımla hayata daha sıkı bağlandım. Kendi çocuklarımda var ama onlar büyüdüğü için koruyucu annelik yaptığım çocuklarımla geziyorum. Bana o kadar içten 'Anne' diyerek sarılıyorlardı ki anlatamam. Onlar bana sarıldıkça gözlerimden yaşlar akıyor. Koruyucu ailelikten çok büyük bir haz alıyorum. Herkese, koruyucu aile olmalarını tavsiye ediyorum. Yapacağınız, sofralarına bir tabak fazla koymak ve sevginizi göstermek." 
'DİMDİK AYAKTA DURUN HAYATA SARILIN'
Kendisi gibi hastalıkla mücadele eden hemcinslerine de seslenen Şahan, "Lütfen hemen karalar bağlamayın. Çok zor dönemlerden geçtiğim halde çalışmayı, çocuklara anne olmayı hiç elden bırakmadım. Kafamı hastalığa vermedim, bu Allah'tan gelen bir şeydi. Hastalığı dışa vurdum herkesle paylaştım. Hayata sıkıca sarıldım, yaşamam gerekiyordu. Çünkü bana ihtiyacı olan çocuklar vardı. Dimdik ayakta durun, hayata sarılın. Çaresizseniz, çare sizsiniz diyorum" dedi.

Görüntü Dökümü
--------
-Kanseri yenip, ikizlere koruyucu anne olan Gülşen Topçu Şahan ile röp.
-Şahan'ın koruyucu ailesi olduğu ikizlerle sohbet etmesinden görüntü
-Genel ve detay görüntüler

Haber - Kamera: Burhan CEYHAN / AYDIN,

=================

Şoka giren sürücü, takla atan araçtan çıkmadı

Bursa'da aşırı hız nedeniyle kontrolden çıkıp takla atan otomobilin sürücüsü Melih Toprak (22), girdiği şok nedeniyle uzun süre aracından çıkmadı. Sağlık görevlilerin ikna çabaları sonucu otomobilden çıkan Toprak, hastaneye kaldırıldı.
Kaza, Osmangazi ilçesi İstanbul Caddesi üzerinde gece meydana geldi. Aşırı hızlı olduğu öne sürülen 16 AFE 286 plakalı otomobil, sürücüsü Melih Toprak'ın kontrolünden çıkarak önce bariyerlere çarptı ardından takla atmaya başladı. Yaklaşık 50 metre takla atarak giden otomobil, ters döndü. Sürücü Toprak, kazanın şokuyla otomobilden çıkamadı. İhbar üzerine olay yerine çok sayıda Polis ve sağlık ekibi sevk edildi.
Sağlık ekipleri şok geçiren Melih Toprak'ı sakinleştirmeye çalıştı. Ancak sürücü uzun süre kendine gelemedi. Sağlık görevlilerinin ikna çabaları sonucu ters dönen araçtan çıkan sürücü, Bursa Şehir Hastanesi'ne kaldırılarak, tedaviye alındı. Polis, kaza ile ilgili soruşturmaya başladı.

Görüntü Dökümü:
-----------
-Kaza yerinden görüntüler
-Sürücü Melih Toprak araçtan çıkıp ambulansa binişi
-Polis ekiplerinin olay yerinde inceleme yapması
-Detaylar

Süre: 01.38 Boyut: 184 MB

Haber-Kamera:  Berktuğ ÖNCÜ/BURSA,

==================

Yarım asırdır öreke ve satranç taşı yapıyor

Van'ın Bahçesaray İlçesi'nde yaşayan 69 yaşındaki Ali Yaba, halen eski usul tezgahta, kadınların yün eğirmekte kulandıkları öreke ve satranç taşı yapıyor. Yaba, özellikle stranç taşlarına büyük ilgi gösterildiğini belirtiyor.
Van'a yaklaşık 110 kilometre uzaklıkta bulunan Bahçesaray'ın Çevizlibelen Mahallesi'nde yaşayan 8 çocuk babası Ali Yaba, kaybolmaya yüz tutmuş kültürü yaşatmayı sürdürüyor. Çitçilik yapan Yaba, bir taraftan da esk usul el tezgahında, tahtadan yemek kepçesi, havan, yemek kapları ile kadınların yün eğirmekte kullandıkları öreke ve ilçede 7'den 70'e herkesin bilip, oynadığı satranç taşı yapıyor. 50 yıldır bu mesleği  sürdürdüğünü anlatan Yaba, amcının bu mesleği unutturmamak ve gelecek kuşaklara aktarmak olduğunu söyledi. 
TALEPLERİ YETİŞTİRMEYE ÇALIŞIYOR
Taleplere yetişmekte zorlandığını ve özellikle satranç taşlarına yoğun bir ilginin olduğunu anlatan Yaba, "Satranç taşlarını ceviz ağacından yapıyorum. Ayrıca sarımsak ezmede kullanılan havan, yemek kepçesi ve yün eğirmede kullanılan öreke de halen tercih ediliyor. Amacım,  hem kültürümüzü yaşatmak, hem de geçimimizi sağlamak. Gençlerin de bu işi öğrenmelerini istiyorum. Ben öldükten sonra da bu kültürün yaşatılmasını isterim. Benden önce dedelerimiz ve babalarımız da bu mesleği yapıyordu. Sadece bizim köyümüzde bu işin 10 ustası vardı. Şimdi ise sadece ben kaldım."dedi. 

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ
-----------------------------
-Eski usül tezgahta satranç taşları yapan 69 yaşındaki Ali Yaba
-Yaba'nın kadınların yün eğirmekte kulandıkları öreke
-Tezgahta çalışan Yaba
-Genel ve detaylar
-DHA muhabirinin anonsu
-Yabayı izleyen eşi ve torunları
-Ceviz ağacından yaptığı satranç taşlarını gösterirken
-Yaba ile röportaj
-Yaba'nın yaptığı satranç taşlarından yakın plan görüntü
-Yaba, yaptığı malzemeleri gösterirken

BOYUT: 820.93 MB
SÜRE: 4 DK 15 SN

Haber-Kamera: Behçet DALMAZ-Orhan AŞAN/VAN,- 

===============

'Hobi Evleri' bölge arazisinin değerine değer kattı

Uludağ eteklerinde yer alan Bursa'nın dağ ilçelerinden Orhaneli'de yapılan hobi evleri, bölgedeki toprak arazilerinin değerini binlerce kat arttırdı. Hobi evleri, şehir yaşamından bunalan insanların bahçeyle ilgilenip doğayla buluşmasına imkan sağladı.
Bursa'nın dağ ilçelerinden olan ve sürekli göç veren 20 bin nüfuslu Orhaneli ilçesinin kırsal Göktepe Mahallesi'nde hayata geçirilen 'Hobi Evleri Pojesi' bölgedeki arazi fiyatlarının değerine değer kattı. Orhaneli Belediyesi ile Bursa Sağlık Çalışanları Derneğince (BUSAD) Uludağ eteklerindeki Göktepe Mahallesi'nde tarıma elverişli olmayan 364 dönüm alanda yapılan 200 hobi evi, burada arazisi bulunan yöre halkının yüzünü güldürdü. Bin rakımlı, dağ havasına sahip bir tepede yer alan kırsal mahalledeki tek katlı ve bahçeli hobi evleri sahipleri, yazın bahçede, kışın soba başında vakit geçirerek streslerini, yorgunluklarını atarken, bölge halkı da bu turizm hareketliliğinden memnun olduğunu dile getiriyor.
'BURAYA GELDİĞİM ZAMAN HER ŞEYİ UNUTUYORUM'
Bir arkadaşının tavsiyesi üzerine Hobi Evlerinden satın alan Ramazan Dağdeviren, "Hayatımda yapmadığım işleri burada yaptım. 60 yaşındayım. Domates ektim, biber ektim, meyve ağaçlarım, çiçeklerim ve çimenlerim var. Burada vakit geçiriyorum, eğleniyorum. Torunlarıma da bir park yaptım. Şehir trafiğinden uzak, sıkıntı yok, stres yok. Buraya geldiğim zaman her şeyi unutuyorum. Sadece doğayla iç içeyim. Akşam balkonda oturup  bir bardak çay içmenin hiç bir bedeli yok. Sabah kalktığım zaman çimenlerin üzerinde kahvaltı yapıyorum. Gürültü yok. Buradaki komşularımız da çok iyi. Kimse kimseyi rahatsız etmiyor. Genel olarak tek bir sorunumuz var, o da su. Daha önce 30 hane vardı. İkinci etapla birlikte 70-80 hane olduk.  Suyu da kendi imkanlarımızla halletmeye çalışıyoruz" dedi.
'BAHÇEDE BİR ÇOK SEBZE MEYVE YETİŞEBİLİYOR'
Bahçede bir çok ürünü ekip biçebildiklerini söyleyen Dağdeviren, "Bahçede sebze, meyve, domates biberinden patlıcanına kadar, karpuza kavuna varıncaya kadar bu sene ürün olarak aldık. Fasulyelerimizi daha yeni topladık. Fasulyelerimiz şahane oldu. Topladık, komşularımıza dağıttık. Eşe dosta ikram ettik. Günün 8-10 saati bahçede oynamakla geçiyor" dedi.
'DOĞAYI VE YEŞİLLİĞİ ARAYANLAR İÇİN EN GÜZEL YER BURASI'
Hobi Bahçeleri'nin Göktepe'de yapıldığını ve ikinci etabının da yapılmaya başlanacağını söyleyen Orhaneli Belediye Başkanı Ali Aykurt, "3 milyon nüfusa ulaşmış, merkez nüfusu 2 milyon 500 bine ulaşmış olan bir Bursa'dan bahsediyoruz. Araç trafiği, egzoz gazı, gürültü kirliliğinin yanında rahat bir nefes alabilmek için, insanların dinlenebilmesi, oksijenli bir hayat sürmesi için ve doğadan ve yeşilden faydalanabilmek için insanlar bir arayış içerisinde. Bunu da en güzel bulacağı yerler, Bursa'mızın en güzel yerlerinden olan Orhaneli, Keles, Harmancık, Büyükorhan gibi yerlerdir. Bu ilçelerin Bursa'ya ulaşım anlamında en yakın olanı Orhaneli'dir. Tünellerimiz  de yapıldığında Bursa- Orhaneli arası 15-20 dakikaya düşecek. Bu süre içerisinde insanlarımız o gürültü ortamından buralara gelmeyi tercih edecekler. Bundan sonraki süreçte yaşanabilecek en güzel yerlerden birinin Orhaneli olduğunu ifade etmek istiyoruz. Bursa'da zaman geçiremeyen ve 'Bir karış toprağım olsun da orada bir şeyler yapmak istiyorum' diyen insanlar için bizim burada çok yerimiz var. Güzel mekanlarımız var. Herkes bunlardan gelip faydalanabilir" dedi.

Görüntü Dökümü
------------
-Hobi bahçelerinden detaylar
-Bahçede çalışan işçilerden detaylar
Orhaneli Belediye Başkanı Ali Aykurt röportajı 
Hobi Bahçesi sahibi Ramazan Dağdeviren röportajı
-Hobi bahçeleri drone görüntüleri

Haber: Semih ŞAHİN-Kamera: Muammer İRTEM/BURSA,

==================

Sivas'ta otomobil dereye uçtu: 3 ölü, 5 yaralı (2)
ÖLÜ SAYISI 3'E ÇIKTI

İki kişinin yaşamını yitirdiği kazada yaralılardan Yusuf Kenan Umuç (7) kaldırıldığı Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ndeki müdahalelere rağmen yaşamını yitirdi.
Kazada yaralanan aynı aileden Fatih Umuç(23), Yavuz Selim Umuç(9) ve Aysun Umuç(32) ile Hicran Dalga(32) ve Sibel Erva Dalga'nın(3) tedavileri ise sürüyor.

SİVAS,


Kaynak: DHA

23 Eylül 2019 Pazartesi 10:40

Karadeniz, DHA, Güncel, Son Dakika

Son Dakika