DHA YURT ÖZEL GÜNDEM -TEKRAR

Milli mücadelenin izlerini taşıyan siperler gün yüzüne çıkarılmayı bekliyorMERSİN'in merkez Akdeniz ilçesine bağlı İhsaniye Mahallesi sınırları içinde bulunan 1'inci Dünya Savaşı sırasında yapılan ve döneme tanıklık eden yaklaşık 15 kilometre uzunluğundaki siperlerin gün yüzüne çıkarılıp,...

Milli mücadelenin izlerini taşıyan siperler gün yüzüne çıkarılmayı bekliyor

MERSİN'in merkez Akdeniz ilçesine bağlı İhsaniye Mahallesi sınırları içinde bulunan 1'inci Dünya Savaşı sırasında yapılan ve döneme tanıklık eden yaklaşık 15 kilometre uzunluğundaki siperlerin gün yüzüne çıkarılıp, turizme kazandırılması bekleniyor.  

Türkiye'nin tek Giritli köyü olarak bilinen İhsaniye (Melemez) Mahallesi, aynı zamanda tarihi dokusu ile de dikkat çekiyor. Mahallenin sınırları içinde bulunan 1'inci Dünya Savaşı sırasında yapılan ve döneme tanıklık eden yaklaşık 15 kilometre uzunluğundaki siperler, geçmişin izlerini günümüze taşıyor. Bölgedeki çam ağaçlarının arasında kalmasının yanı sıra bulunduğu yamaçta döneminde işgal kuvvetlerinin de Anadolu'ya yayılmasını önlemesiyle dikkat çekiyor.

İhsaniye Mahallesi eski Muhtarı Ramazan Yıldız, siperlerin Girit'ten Yunan mezaliminden kaçarak gelenler tarafından 2'nci Abdülhamit döneminde 1898 yılında oluşturulduğunu belirterek, "Köyümüz 1914 yılında resmiyet kazandı. Köyümüz, Kurtuluş Savaşı dönemde Fransızlar tarafından 2 defa yakılmıştır. Köyümüz sınırları içinde 1915 Dünya Harbi döneminde yapılan mevziler bulunuyor. Bu mevzilerin ve buranın ıslahı ve gün ışığına çıkması için, gelecek nesillerimize bilgi vermemiz için yetkililerden istiyoruz" dedi.

Mersin Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. İbrahim Bozkurt ise yaklaşık 100 yıllık kalıntıların, yaşananların anısı olarak korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması için gerekenlerin yapılmasından yana olduğunu söyledi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

-----------------

Siperlerin bulunduğu alanın görüntüsü

Eski Muhtar Ramazan Yıldız siperlerin bulunduğu anla ilgili konuşurken

Yıldız, siperleri gösterirken

Siperlerin içinden ilerlerken

Siperlerden genel ve detay

Yıldız, kenti gösterirken

Ramazan Yıldız ile röp.

Haber-Kamera: Mustafa ERCAN /MERSİN, 

Haber Kodu : 200619061

======================================

Niğde'de patates ekim alanı yüzde 15 arttı

TÜRKİYE'de patates üretiminde ilk sıralarda yer alan Niğde'de patates ekimi tamamlandı. Niğde Ziraat Odası Başkanı Veli Kenar, patates ekim alanında geçen yıla göre bu yıl yüzde 15 artış yaşandığını söyledi.

Niğde Ziraat Odası Başkanı Veli Kenar, 230 bin dekar alanda patates ekimi yapıldığını söyledi. Bu oranla tarım arazilerinde yüzde 98 ekimin tamamlandığını kaydetti. Ekim alanında yüzde 15 oranında artışın olduğunu anlatan Kenar, "Bugüne kadar doğal afetlerden çok fazla zarar görmedik. Bundan sonra da görmezsek patateslerimizden bu yıl daha güzel bir ürün elde edeceğimizi düşünmekteyiz. Koronavirüse rağmen çiftçiler gerekli tedbirleri alarak özveriyle çalışmaya devam ediyor" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

----------------

Ziraat Odası Başkanı Veli Kenar ile röp.

Patates ekimi yapılırken detay görüntü

Patates sökümü yapılırken detay görüntü

Haber-Kamera: Ali KADI /NİĞDE,

Haber Kodu : 200619024

==============================

Leylekler, evinin çatısına yuva yaptı

Samsun'un Alaçam ilçesinde yaşayan Metin Demirtaş'ın evinin çatısında yaklaşık 25 leyleğin yaşadığı 7 leylek yuvası bulunuyor. Demirtaş, kendi ailesiyle birlikte aynı çatıyı leylek aileleri ile de paylaşıyor. 

Samsun'da, 19 Mayıs, Bafra ve Alaçam ilçeleri sınırlarında bulunan 56 bin hektar alana sahip UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ndeki Kızılırmak Deltası Kuş Cenneti Türkiye'de en yoğun üreyen leylek popülasyonunun oduğu yer olma özelliğine sahip. 900'ün üzerinde üreyen leylek çiftinin bulunduğu deltanın çevresinde de bir çok leylek yuvası yer alıyor. Leylekler ağaçların yanı sıra, elektrik direkleri ve evlerin çatılarına da yuvalarını kuruyor. Alaçam ilçesi Yukarıelma Mahallesi'nde yaşayan Metin Demirtaş'ın (59) 3 katlı evinin çatısında ise yaklaşık 25 leyleğin yaşadığı 7 leylek yuvası bulunuyor. Çiftçilik yapan Demirtaş, kendi ailesiyle birlikte aynı çatıyı leylek aileleri ile de paylaşıyor.  Samsun-Sinop Karayolu kenarında bulunan evin çatısındaki yuvalarda bulunan leylekleri gören vatandaşlar ise şaşkınlığını gizleyemiyor. 

'LEYLEK NÜFUSU BİZDEN KALABALIK'

Apartmanda kardeşinin ve kendi ailesinin yaşadığını belirten Demirtaş, "Binamızda iki aile yaşıyor ancak çatımızda 7 leylek ailesi bulunuyor. 20 yıldır leylekler çatımıza yuva kuruyor. Bu sene sayı oldukça çok. Çatıdaki yuvalardaki leyleklerin sayısı 25'i geçiyor. Binada iki dairede 5 kişi yaşıyoruz. Binamızdaki leylek nüfusu bizden kalabalık. Bu alanda çeltik tarlaları var. Leylekler evimizin çevresindeki tarlalarda kurbağa, böcek toplayıp yuvaya getiriyor yavrularını besliyorlar. Kimseye zararı olmayan bir hayvan. Bahar aylarında gelip sonbaharda gidiyorlar. Biz de onları hiç rahatsız etmiyoruz. Yoldan geçen ve evi görenler şaşırıyor. Durup çatının fotoğrafını çekiyorlar" dedi.

'NEDEN BU EVİ SEÇTİLER BİLMİYORUZ'

Mahallelerinde 7 leylek yuvasının aynı evin çatısında olduğu başka bir örnek bulunmadığını belirten Ümit Aydın (46) "Leylekler her bahar geliyorlar yuvalarını tamir ediyorlar. Yuvalarına yiyecek taşıyorlar. Güneşli havalarda kanatlarıyla yavrularına gölge yapıyorlar. Bu bölgede çeltik tarlaları çok fazla. Leyleklerin çok olması çiftçilerimiz avantajına. Biz tarlaları hazırlarken işçi gibi tarlaya leylekler gelir bize zararlı börtü böceği yerler. Bu evin üzerinde çok sayıda yuva var. Neden bu evi seçtiler böyle bilemiyoruz tabii ki. Onları izliyorum zaman zaman yavruları için neler yapıyorlar. Yoldan geçip gören insanlar da durup yuvalara bakıyorlar" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

-------------------------------

-Drone ile evden ve çatıdaki yuvalardan detay

-Yuvalardan ve leyleklerden detaylar

-Evden detaylar

-Röportajlar

Haber-Kamera: Yaprak KOÇER-Hüseyin KALAY/ALAÇAM, (Samsun),

Haber Kodu : 200619025 

=========================

Uzungöl'ün yeni projesi heyecanlandırdı

TRABZON'da dünyaca ünlü turizm merkezi Uzungöl'de, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın desteğiyle uygulanacak 2 etaplık Rehabilitasyon ve İyileştirme Projesi'nin ihale hazırlıkları başladı. Günübirlik rekreatif faaliyetlerin yapılabileceği gölde ortamın sürdürülebilir olarak yeniden düzenlenmesi hedeflenen projenin görseli, kent sakinlerinin yanı sıra turizmcileri de heyecanlandırdı. 

Karadeniz'in gözde turizm merkezlerinden Uzungöl'de, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın desteğiyle göl ve çevresinde uygulanacak 2 etaplık Rehabilitasyon ve İyileştirme Projesi çalışmaları başladı. İlk etabı 3 milyon liralık projenin detay ve ihale sürecine ilişkin görseller paylaşıldı. 1'inci etabı 30 Haziran'da ihaleye çıkmaya hazırlanan proje kapsamında; görsel estetiğe sahip, doğal, çevreye uyumlu, dayanıklı malzemeler kullanılıp, Uzungöl ve çevresindeki günübirlik rekreatif faaliyetlerin düzenleneceği ortamın sürdürülebilir olarak yeniden oluşturulması hedefleniyor. 

'KISA SÜREDE TAMAMLAMAYI HEDEFLİYORUZ'

Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Murat Zorluoğlu, çalışmaları yakından takip ettiklerini kaydederek, "Uzungöl'ün hem çevre düzenlemesinin iyileştirilmesi hem de tanıtımı için yoğun çalışma yürütüyoruz. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'mızın desteğiyle sonbaharda yapımına başlayacağımız toplam 12 milyon liralık çevre düzenlemesi çalışmasını kısa sürede tamamlamayı hedefliyoruz" dedi.

'BÖLGEMİZ İÇİN SEVİNDİRİ PROJE'

Trabzon Turizm Platformu Başkanı Oykan Gülen, sevindirici bulduğu projede Uzungöl'deki turizm tesisi işletmelerinin mağdur edilmemesine özen gösterilmesi tavsiyesinde bulundu. Gülen, "Bu tür projeler, bölgemiz adına güzel ve sevindirici gelişmeler. Çevre Şehircilik Bakanlığı'nın burayı ziyaretinde Uzungöl ile alakalı bazı detaylar vermişti ve sonrasını da büyükşehir belediyemiz ilgili görsel çalışması yaptı. Tabii bizim orada gözümüze hoş gelen şeyler ama bir de şuna çok dikkat etmek lazım; bütün bunlar yapılırken nihayetinde bölgede ekmek yiyen turizm tesis sahipleri var. Bir mağduriyet oluşturmamaya çok dikkat edilmelidir. Oradaki paydaşların da desteği ve onayıyla güzel proje olacaktır" diye konuştu.

'DESTİNASYON ALANLARI ARTIRILMALI'

Bölgede destinasyon alanlarının artırılması gerektiğine dikkat çeken Gülen, "Çok güzel ve canlandırıcı bir proje olduğunu söyleyebiliriz. Biz özellikle şu anda Ortadoğu ve Uzakdoğu'ya yavaş yavaş ağırlık vermeye başladık ama biliyoruz ki bölgemizin bir Avrupa daha sonrasında da Latin Amerika ile alakalı turistlerin gelebileceği alanlar var. Burada onlara destinasyonlar oluşturmak ve onları burada zaman geçirecek alanlar oluşturması gerekiyor. Bu anlamda Trabzon zengin, ama yeterli mi? Değil. Bölgemizde özelliklerimiz var, bunları çoğaltmanın faydası olur zararı olmaz" ifadelerini kullandı.

'GÖRÜNCE HEYECANLANDIK'

Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (TÜRSAB) Doğu Karadeniz Bölgesel Temsil Kurulu Başkanı Volkan Kantarcı da heyecan verici olduğunu nitelendirdiği projenin takipçisi olacaklarını söyleyerek, "Bu projeyi görünce heyecanlandık. Ama önemli olan proje aşamasındaki planlamalar değil, bunun gerçeğe dönüşebilmesi. Projede görmüş olduğumuz; o çok daha yeşil olan ağaçlık ve doğal alanların çok daha fazla olduğu ön plana çıktı. Uzungöl destinasyon olarak oldukça ön plana çıkmış bir yer, bölgemizde son dönem Körfezden ve Ortadoğu ülkelerinden gelen turistlerin biz başta olmak üzere hem yerli hem yabancı turistlerin ciddi anlamda ilgisini çeken bir turizm bölgemiz" şeklinde konuştu.

'UMARIZ BAŞARIYLA TAMAMLANIR'

Projenin uygulaması noktasında Uzungöl'deki turizm paydaşlarının da görüşlerinin alınması gerektiğini kaydeden Kantarcı, "Uzungöl'de bu proje uygulanırken, oradaki turizm paydaşlarına ve işletmecilerin de projedeki yerinin ne olacağı ile ilgili olarak açıklamanın planlamaların net bir şekilde belirtilmesi gerekiyor. Neticede turizm paydaşları, oteller, restoran işletmecileri olmadan turizm olmuyor Tabii proje yeni duyuruldu; bununla ilgili olarak mutlaka şehrimizdeki başta sivil toplum örgütleri şehir planlamacıları, mimarlar, mühendisler, peyzaj mimarları projeyi değerlendirip mutlaka kendi görüşlerini bildirecektir. Bu proje umarız başarılı tamamlanır. Bölgemizdeki diğer destinasyonları diğer vadeleri de örnek teşkil eder diye umut ediyorum" ifadelerinde bulundu.

'UZUNGÖL BİR YAŞAM MERKEZİ'

Uzungöl'lü Şakire Yazıcı, projenin destekçisi olduğunu söyleyerek, "Projeyi çok beğendim. Gerçekten Uzungöl'ün merkez olarak düzeltilmesi gerekiyor. Uzungöl bir yaşam merkezi. Oralarda tabulu yerler var, buna göre bir düzenleme dikkate alınmalıdır. Görsele bakıldığında birçok tesisin yerinde olmadığı görülüyor. Bunlar göz önüne alınarak, projeye başlanmalı. Uzungöl'ün yıkımlarından etkilenen evi yıkılan biriyim. Proje güzel, umarız Uzungöl güzelliğine kavuşur" dedi.

'YAPILIRSA ÇOK GÜZEL OLUR'

Kent sakini Fikri Hoşnak da, "Çok güzel olur, eğer yapılır tamamlanırsa. Yapılmasını çok isterim. Doğayı korumalıyız. Projeyle bölge daha da turist çekebilir. Memleketimizi hem koruyacağız, hem de güzel eserler bırakacağız" diye konuştu.

UZUNGÖL

Çaykara ilçesine 20 kilometre uzaklıkta, 1250 metre yükseklikte yer alan, doğal güzellikleriyle Doğu Karadeniz'in gözde turizm merkezi olan Uzungöl, yüksek dağ peyzajı ve yayla- orman ekosisteminin birlikte yer aldığı 'tabiat harikası' yer olması özelliğiyle öne çıkıyor. Tabii ve kültürel değerlerin var olması nedeniyle 1989 yılında 'tabiat parkı' ilan edilen Uzungöl, yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekiyor. 500 bin metrekare alana sahip gölde, alabalık ve sazan da yaşıyor.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

-------------------------------

-Uzungöl drone detayları

-Oykan Gülen röp.

-Volkan Kantarcı röp.

-Vatandaş röportajları

-Uzungölden genel görüntüler

-Genel detaylar

HABER: Fatih TURAN KAMERA: Tolga SAĞLAM/TRABZON-DHA

Haber Kodu : 200619039

=======================

'5 büyüklüğündeki depremde kerpiç evlerin yüzde 90'ı yıkılır'

TÜRKİYE'de son zamanlarda özellikle Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu bölgesinde meydana gelen depremler can kayıpları, yaralanmalar ve hasarlara yol açarken, uzmanlar son yıllarda meydana gelen depremlerin, çoğunluğu tek katlı olan kerpiç yapılarda büyük hasara yol açtığını, olası 5 ve üzerindeki büyüklükte sarsıntıda bu yapıların yüzde 90'ının yıkılma riski taşıdığını söyledi.

24 Ocak'ta, Elazığ'ın Sivrice ilçesinde 6.8 büyülüğünde meydana gelen depremde can ve mal kaybı yaşandı. Elazığ depreminin ardından Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu bölgesinde birçok kentte çeşitli büyüklüklerde yüzlerce deprem meydana geldi. En son Bingöl'de 14 Haziran günü, 5.7 büyüklüğünde meydana gelen deprem de çok sayıda 1 kişi öldü, çok sayıda kişi de yaralandı. Bingöl'de meydana gelen depremin ardından artçı sarsıntılar da sürdü. Bölgede meydana gelen depremler nedeniyle birçok binada da hasar oluştu. 

ALUÇLU: ÇAMURLU YAPILAR 5, BETONARMELİ YAPILAR 7 ŞİDDETİNE DAYANIR

Malatya İnönü Üniversitesi İnşaat Teknolojisi Bölüm Başkanı ve Öğretim Görevlisi Vehbi Aluçlu, zemin yapılarının önemli olduğunu belirterek, "Zemin yapısı çürük bir zeminde bulunuyorsanız zaten binanızda taşla, çamurun tutturularak yapıldığını düşünürsek bu tür binaların bunlar 5 büyüklüğünde, 5.5 büyülüğündeki depremlerde zaten göçtüğünü biliyoruz. Çoğunluğu tek katlı olan kerpiç yapılarda büyük hasara yol açtığını ve olası 5 ve üzerindeki büyüklükte bir depremde bu yapıların yüzde 90'ının yıkılma riski taşıdığını da biliyoruz. Normal betonarme binalar bizi çok ilgilendiriyor. Betonarme binalarımızın 7 ve üzerindeki büyüklüğünde depremlere dayanacağını biliyoruz. 2000 yılından önce yapılmış binaları ayrı bir kategoride değerlendirmemiz gerekiyor, 2000 yılından sonra yeni deprem yönetmeliğiyle yapılmış binalarımızı başka bir platformda değerlendirmemiz gerekiyor" dedi.

'2000'DEN ÖNCE YAPILAN BETONARME BİNALARA DİKKAT'

Aluçlu, bu bölgedeki yapı stoklarının çok kötü durumda olduğunu kaydederek, şunları söyledi: "İnsanların ekonomik gücünün olmamasından kaynaklı olarak kerpiçten, ahşaptan, taştan veya çamurdan birleştirerek hayvanlarının yaşadığı barınakları ahır dediğimiz, evlerini yaptıkları bu malzemeler bir de mühendislik hizmeti almadığımız zaman bu büyüklükteki 5 büyüklüğündeki depremde bile insanların can ve mal kaybına sebep olabiliyor. Betonarme binalarında 2000 yılından önce yapılmış olanlara çok dikkat etmemiz gerekiyor. 2000 yılından sonra yapılan binalar daha sağlıklı sonuç verecekler diye düşünürken, Malatya ve bu bölgede 2000 yılından önce yapılmış binaların yüzde 65 mertebesinde elle üretilen betonlarla yapılmış binaların mukavemeti çok kötü, mühendislik hizmeti almadan yapılmış binalarımız olası muhtemel bu depremlerde can ve mal kayıplarının çok olmasına sebebiyet verecek bir durumda."

'FAYI DEĞİL, BİNAYI KONUŞMAK GEREKİYOR'

Deprem öncesi çözüm üretilmesi gerektiğine de dikkat çeken Aluçlu, "Bizim fayı konuşmaktansa binayı konuşmamız gerekiyor. Bina eğer çürükse bunu kontrol ettireceksin. Deneysel sonuçlarını tespit ettirip mukavemet değerine baktıracağız olası depremde yıkılma ihtimali varsa bu binayı önceden ya yıkacağız, ya da onaracağız, güçlendireceğiz. Sonuca bu şekil gitmemiz gerekiyor. Bakın oran çok önemli yüzde 65 binalarımızın sıkıntılı olduğunu söylüyorum. Özellikle bitişik yapılmış binalar çok çok daha olası muhtemel depremde karşımıza can ve mal kaybı olarak çıkacak" diye konuştu.

TÜRKMEN: YENİ YAPILAN BİNALARDA 'DEPREME DAYANIKLILIK' İLKE EDİNİLMELİ

İnönü Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Türkmen de bazı yapılarda bir düzensizliğin olduğunu belirterek, şöyle konuştu:   "Kabul ettiğimiz bir durum değildir düzensiz yapılar. Siz taşıyıcı sistemde bir model seçmelisiniz. Taşla yapacaksanız taşların boyutları, taşların birbirine giydirilmesi, birbirine geçirilmesi, taşların arasındaki bağlayıcı malzeme hepsinin dikkate alınması lazım. Tuğla ile yapacaksanız tuğla şekilde birbirlerine geçirilmesi halinde ters malzeme ve malzeme miktarı, üzerine atıl atacaksanız yapının 4 tarafındaki bütün taşıyıcı duvarların üzerinde birbirine bağlantılı olması gerekiyor. Depremde briket ve kerpiç yapıların büyük şiddetteki bir depremde yıkılması kaçınılmaz, yeni yapılacak yapılarda depreme dayanıklılığın ilke edinilmesi ve denetlenmesi gerekiyor. Bakın Bingöl'de yaşanan deprem bölgesinden gelen fotoğrafta gördüğüm kadarıyla buraya bir tane atıl atılmış, o atılı bir tarafa atmış ve devamı yok, sadece tek boyutlu olarak atılmış. Sarsıldığı anda da esnemeye müsait darbe yediği anda rijit malzeme ne yapıyor? Bir tarafa savrularak bir tarafın da yıkılmasına sebebiyet vermiş. Vatandaş o malzemeyi koyduğunda yapımı daha sağlam bir hale getirdiğini zannediyor ama bu tip yapılara eklenen, birbiriyle bağlantısı olmayan, yapının tümüne uygulanmayan sistemler aslında yapının yıkılmasına neden olabiliyor. Yanında bir tane daha yapı var, daha düzgün bir sistemli olsaydı o yanındaki bina gibi yıkılmazdı."

AVŞAR: TÜM EV EŞYALARININ SABİTLENMESİ GEREKİYOR

İç Mimarlar Odası Malatya İl Temsilcisi Yasemin Avşar, iç mimarlar olarak önceliklerinin ergonomi, konfor ve can güvenliğinin olduğunu kaydederek, "Depremden önce bizim almamız gereken tedbirlerimiz; hareketli mobilyaları sabitlememiz gerekir. Arkasından doğal gaz ve tesisat gruplarımız elektrik, su, doğal gaz kısımlarını deprem sonrasında kapatmamız gerekiyor. Eğer apartmanımızda bir asansörünüz varsa kapısına 'deprem zamanı asansöre binmek tehlikelidir' yazıları yazılması gerekir. Yangın ve dışarı çıkış yapılarımızın dışarıya açılması gerekiyor. Ayrıca, başta televizyon, mobilyalarımız, dolap, gardırop gibi gruplarımız oluyor. Bunları sabitliyoruz ve sarsıntı esnasında bunların zarar vermemesi gerekiyor insanlara" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------------

Havadan drone görüntüleri

Hasar gören binalar

Çatlak ev detayları

Vatandaşlar

Vehbi Aluçlu röp.

İbrahim Türkman röp.

Yasemin Avşar röp.

Genel ve detay görüntüler

Haber- Kamera: Taha AYHAN-MALATYA-DHA

Haber Kodu : 200619031

========================

22 senelik hayatında sayısız kemik kırıklarıyla yaşadı

ESKİŞEHİR'de doğuştan cam kemik hastası olan ve geçirdiği 5 ameliyatın ardından yürüteç desteği ile yürüyebilen, araba kullanabilen Burak Sakçı (28), yaşadığı sıkıntıları 'Umutlar Kırılmaz' isimli kitabında topladı. Hayatı boyunca hastalığı nedeniyle vücudundaki kemiklerinde sayısız kırıkları olduğunu ifade eden Sakçı, "Vücuduma gelen hafif bir ip yumağından bile kemiklerim kırılıyordu. Hastanelerde geçen günlerde sayısız kırığım oldu"  dedi.

Eskişehir Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü bilgi işlem bürosunda çalışan Burak Sakçı, 1992 yılında 60 binde bir görülen ve tıp dilinde 'Osteogenesis Imperfecta' olarak bilinen cam kemik hastalığıyla dünyaya geldi. Doğumunun ertesi günü hastalığının teşhisi konulan Burak, 2 yaşına kadar ilaç tedavisiyle hayatta kalmayı başardı. Alçının içerisinde bile kemiklerinin kırıldığını söyleyen Sakçı'nın ilk tedavisi 2013 yılında başladı. 2013-2015 yılları arasında 5 ameliyat geçiren Burak 22 yaşında ise yürümeye başladı.

'İP ATLAYAMIYORDUM AMA ARKADAŞLARIMA İP ÇEVİRİYORDUM'

Çocukluk günlerinin çok zor geçtiğini belirten Sakçı hastalığı nedeniyle liseyi bile açıktan bitirmek zorunda kaldığını söyledi. Kemiklerinin sürekli kırılmasına ve normal bir hayat sürememesine rağmen pes etmediğini anlatan Sakçı, "Doğuştan yakalandığım bu hastalık yaşıtlarımın sokaklarda koşturduğu dönemlerde ne yazık ki beni tekerlekli sandalyeye mahkum etti. Oynadığım oyunların bir sınırı vardı. Diğer çocuklar top oynayıp, ip atlarken ben onları izlerdim. Arkadaşlarım alaycı gözlerle bakıp, benimle dalga geçerlerdi. Çok üzülür, ağlardım. Onlara inanın kızmıyorum. Çünkü bana pes etmemem gerektiğini öğretiyorlardı. Bu sayede engelli bir birey olmayı kabul ederek, zamanla onların oyunlarına dahil olmaya başladım. İp atlayamıyordum ama onlara ip çeviriyordum. Top oynayamıyordum fakat yere serilen kilim de kalecilik yapıyordum. Yani bir şekilde kendimi de onlara kabullendirmiştim. Gerçekten çok zor süreçler atlattık. Fakat annemin ve ailemin bana olan sevgisi ve verdikleri değerle okutup, büyüttüler ve çok şükür bugünlere getirdiler. İlk ve ortaokulu örgün bitirdim. Fakat liseyi, benim dönemimde uygun bir okul bulamadığımız için açıktan bitirmek zorunda kaldım" dedi.

SAYISIZ KIRIKLARIN ARDINDAN 22 YIL SONRA İLK ADIMLAR

2013 yılında geçirdiği 5 ameliyat ve fizik tedavi sürecinin ardından 22 yaşında ilk kez adım attığını ve halen kendi ihtiyaçlarını karşılayacak kadar yürüteç desteği ile yürüyebildiğini söyleyen Sakçı, "Vücuduma gelen hafif bir ip yumağından bile kemiklerim kırılıyordu. Hastanelerde geçen günlerde sayısız kırığım oldu. Alçının içinde bile kırılan kemiklerimde ciddi anlamda şekil bozuklukları oluştu. Sık kırılan kemiklerim yaşım ilerledikçe gelişim gösterdi ve kırılmalarım azaldı. Hala kırılma riski var ve bu ömür boyu devam edecek. Hayat şartlarımı maksimum seviyeye getirebilmek ve ayağa kalkabilmek için kapı kapı doktor gezdim. Fakat gittiğim her doktordan eli boş dönüyordum. Hastalığımı duyan her doktor korkuyor ve tedirgin oluyordu. Oturduğumuz yerde bir şeyleri beklediğimizde ona ulaşmak mümkün olmuyor. Biraz acı çekmek, biraz fedakarlık yapmamız gerekiyor. Her şeyi, her yaptığımızda bir sonuç alamasak da, ısrarla pes etmeden bu yolu yürümemiz gerekiyor. 'Umudum kalacağına emeğim kalsın' düşüncesiyle Ankara'ya muayene olmaya gittim. 2013 yılında tanıştığım Prof. Dr. Hakan Kınık hocama 5 kez ameliyat oldum. ya tekerlekli sandalyemde oturup hayatı seyredecektim ya da son umudumu güneşe çevirip, bir şekilde yürüyecektim. Bu süreç zarfında ilk tedavimi 21 yaşında aldım. Çeşitli fizik tedavi yöntemleriyle önce ayağa kalktım. Tedavinin ardından 22 yaşımda adım atmaya başladım. Şu anda da çok şükür kendi ihtiyaçlarımı karşılayabilecek şekilde yürüteç desteği ile yürüyebiliyorum" diye konuştu.

EHLİYET ALDI, ARABA KULLANMAYA BAŞLADI

En büyük hayali olan ehliyeti alarak araba kullanmaya başladığı için çok mutlu olduğunu ifade eden Burak Sakçı, "Bana, 'ehliyet alamazsın' dediler. 'Sen mi araba süreceksin, güldürme' diyerek alay edenler oldu. Tam 1,5 yıl ehliyet alabilir raporu için uğraştım, en sonunda aldığım raporla ehliyetime kavuştum. Şimdi araba da kullanabiliyorum" dedi.

YAŞADIĞI SÜRECİ ANLATAN KİTAP YAZDI

Başkalarına da umut olması adına, cam kemik hastalığı ile mücadele ettiği dönemleri anlatan 'Umutlar Kırılmaz' isimli bir kitap yazdığını ifade eden Sakçı, "Tabi bu süreçte çok acılar çektim. Yaşadığım birçok zorluklar ve olumsuzluklar oldu. Fakat hiçbir zaman pes etmedim. Aksine yaşadığım her olumsuzlukta daha güçlü bir şekilde döndüm. Çünkü düşündüğümde acılarını hissettiğim ayaklarım vardı. Başımıza hangi olay gelirse gelsin, hayata sımsıkı tutunarak yaşamın tüm güzelliklerini görebiliriz. Başkalarına umut olmak adına bir kitap yazdım" ifadelerini kullandı.

Kaynak: DHA
19 Haziran 2020 Cuma 13:10

Son Dakika