Divan-ı Hikmet Sohbetleri

Görüntü Dökümü: Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcı ve Sözcüsü İbrahim Kalın'ın görüntüsü, Divan-ı Hikmet sohbetleri Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı Kalın: "Bugün insanlığın ve hassaten İslam dünyasının temel sorunu, hüküm ile hikmet arasındaki dengeyi kaybetmesinden kaynaklanıyor.

Görüntü Dökümü:



Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcı ve Sözcüsü İbrahim Kalın'ın görüntüsü, Divan-ı Hikmet sohbetleri

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı Kalın:

"Bugün insanlığın ve hassaten İslam dünyasının temel sorunu, hüküm ile hikmet arasındaki dengeyi kaybetmesinden kaynaklanıyor. Baktığınız zaman hayatımızda ne kadar çok hüküm var ama ne kadar az hikmet var. Hüküm vermek kolay ama hikmeti bulmak zor iş"

"Yesevi yolunun bayraktarlığını yapan Horasan erenleri ile Anadolu erenleri etnik, coğrafi ve kültürel farklılıkları manevi bir zenginliğe dönüştürmüş ve bin yıllık medeniyet yürüyüşümüzün ilk adımını atmışlardır"

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcı ve Sözcüsü İbrahim Kalın, "Bugün insanlığın ve hassaten İslam dünyasının temel sorunu, hüküm ile hikmet arasındaki dengeyi kaybetmesinden kaynaklanıyor. Baktığınız zaman hayatımızda ne kadar çok hüküm var ama ne kadar az hikmet var. Hüküm vermek kolay ama hikmeti bulmak zor iş" dedi.



Kalın, Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesinin, "UNESCO 2016 Hoca Ahmet Yesevi Yılı" anısına Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansında (TİKA) düzenlediği Divan-ı Hikmet sohbetlerinin birincisine konuşmacı olarak katıldı.



Üniversitenin tanıtımı içeren kısa film gösterimiyle başlayan konferansın açılış konuşmasını, Ahmet Yesevi Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Musa Yıldız yaptı. 2016 yılının UNESCO tarafından Hoca Ahmet Yesevi Yılı ilan edildiğini anımsatan Yıldız, bu kapsamda çeşitli etkinlikler yapılacağını, bunlardan birisinin de 28-30 Nisan'da Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenecek "Uluslararası Hoca Ahmet Yesevi Konferansı" olacağını bildirdi.



Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcı ve Sözcüsü İbrahim Kalın ise konuşmasında, Divan-ı Hikmet sohbetleri yapmayı, Yesevi geleneğinin fazileti ve bereketinin bu topraklara taşınması için bir süredir planlandıklarını ifade ederek, bunun, UNESCO'nun 2016'yı Hoca Ahmet Yesevi Yılı ilan ettiği döneme denk gelmesinin de hoş bir tevafuk olduğunu kaydetti.



Üniversitenin Mütevelli Heyeti üyesi de olan Kalın, bu yıl içinde Milli Eğitim Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve diğer kurumlarla birlikte çeşitli etkinlikler planladıklarını bildirdi.



"Yesevi, ilim, irfan ve maneviyat geleneğimizin büyük çınarlarından biridir"



Ahmet Yesevi'nin "Hüküm" ve "Hikmet" başlığı altında yer verdiği hususları katılımcılarla paylaşmak istediğini dile getiren Kalın, "Hoca Ahmet Yesevi, ilim, irfan ve maneviyat geleneğimizin büyük çınarlarından biridir. Hakka yürüdüğü 12. yüzyılın ikinci yarısından bugüne Orta Asya steplerinden Mezopotamya'ya, Anadolu topraklarından Balkanlara geniş coğrafyada bir mürşit, bir gönül insanı ve bir sanatkar olarak yolumuzu aydınlatmıştır. Onun açtığı yoldan yürüyen Taptuk Emre, Yunus Emre, Mevlana Celaleddin Rumi, Sadreddin Konevi, Davud-i Kayseri, Hacı Bektaş-ı Veli, Sarı Saltuk, Baba İlyas, Somuncu Baba, İbrahimi Gülşeni, Niyazi Mısri gibi daha nice sayabileceğimiz birçok büyük arifler, Anadolu'nun irfan medeniyetini inşa etmiş ve akıl ile imanın, aşk ile aşkı olanın, ilim ile ahlakın, inanç ile erdemin ayrılmaz bir bütün olduğunu göstermişlerdir" diye konuştu.



"Yesevi yolunun bayraktarlığını yapan Horasan erenleri ile Anadolu erenleri etnik, coğrafi ve kültürel farklılıkları manevi bir zenginliğe dönüştürmüş ve bin yıllık medeniyet yürüyüşümüzün ilk adımını atmışlardır" ifadesini kullanan Kalın, "Ahmet Yesevi'nin ölümsüz eseri Divan-ı Hikmet, kendisinden sonra gelişecek olan bu büyük medeniyet paradigmasının en mümtaz örneklerinden biridir. Zaman ile mekanı, insan ile evreni bir metafizik bütünlük içinde ele alan Hoca Ahmet Yesevi, zahir ile batının, mana ile suretin, hüküm ile hikmetin ancak doğru bir ontolojik ve sistematik çerçeve içinde ele alındığı zaman insanı hakikate ve kurtuluşa götürebileceğini söyler" değerlendirmesinde bulundu.



Tek başına "bilmenin" yetmeyeceğini, insanın, "neyi istediğini" de bilmesi gerektiğini ifade eden Kalın, sözlerini şöyle sürdürdü:



"Ahmet Yesevi'ye göre, gerçek manada aklını kullanan kişi neyi aradığını da bilen kişidir. Pir-i Türkistan, Divan-ı Hikmet'te şunları der: 'Gafillere dünya gerek, akillere ahiret gerek, vaizlere minber gerek, bana sadece sen gerek. Hoca Ahmet benim adım, gece gündüz yanar korum, iki cihanda ümidim bana seni gerek.' Ahmet Yesevi ve onun yolundan giden Müslüman bilgeler, insanın ancak hak ve hakikat ile irtibat kurduğu zaman, akıl, erdem ve özgürlük sahibi bir varlık olabileceklerini söylemişlerdir. İnsanın yeryüzündeki serüveni hakikat bilgisini aramakla başlar, bunun en açık ve sarsıcı ifadesi ise 'Oku' emridir. Hangi meslek ve meşrepten olursa olsun insan bilmeden ve hür iradesini kullanmadan sorumluluk sahibi olma makamına ulaşamaz. Akıl ve iradeden yoksun bireyler dinen de hukuken de sorumlu kabul edilemezler."



İlahi dinlerin, insanın imanlı, ahlaklı ve erdemli yaşamasını temin edecek kurallar koyduğuna dikkati çeken Kalın, "Haram ve helaller dediğimiz bu kurallar manzumesi, kaynağını, asıl gayesine hizmet etmek isteyen bir idraktan alır. Temel hükümler ve ilkeler sadece 'kural' olsun diye konmamıştır elbette. Makasıdüş şeriyye olarak bilinen bugün dinin gayeleri diyebileceğimiz ve her amelin arkasında yatan asıl neden o failin, o eylemin, o fiilin hikmetidir. Hikmet bize yaptığımız her işin manasını ve gayesini anlatır. Hikmet olmadan, emirler ve yasaklar basmakalıp, formel kurallar haline gelir" ifadelerini kullandı.



"Hükümler, kurallar, emir ve yasaklar varlık sebebini hükmün ötesindeki hikmetten alır" diyen Kalın, "İşte burada de meselenin özüne geliyoruz aslında. Bugün insanlığın ve hassaten İslam dünyasının temel sorunu, hüküm ile hikmet arasındaki dengeyi kaybetmesinden kaynaklanıyor. Baktığınız zaman hayatımızda ne kadar çok hüküm var ama ne kadar az hikmet var. Hüküm vermek kolay ama hikmeti bulmak zor iş" şeklinde konuştu.



Kur'an'a göre Allah'ın hikmet ve gaye ile hareket ettiğini anlatan Kalın, şunları kaydetti:



"Allah kullarından, merhamet, adalet ve hakikate aykırı hiçbir şey istemez. Mefhumu muhalifi olarak söyleyecek olursak, Cenabı Hakk'ın peygamberleri vasıtasıyla kullarına gönderdiği bütün emir ve yasakların temelinde, hakikat, hikmet ve merhamet vardır. Kullarına rahman ve rahim nazarıyla bakan ve onları el-Vedud ismiyle seven Allah hiç kimseye taşıyamayacağı bir yük yüklememiştir. Her emir ve yasağın arkasında yatan hikmeti keşfetmek, bu yükü taşımak için doğru vasıtaları kuşanmak demektir. Hikmet olmadan hüküm de anlamsız hale gelir. Bizi amaca götüren araçların da doğru, sahih ve meşru olması gerekir. Zira eskilerin dediği gibi kem alat ile kemalat olmaz. Hikmet, idrak, doğruluk ve merhamet demektir. Hikmet, inancımızın ve amellerimizin metafizik boyutunu ortaya koyar. Doğruluk ve dürüstlük içinde yaşayabilmemiz için bizi hakikate sevk eder. Hikmet, bütün yaptıklarımıza bir amaç ve anlam verir."



"Bugün bu hikmet anlayışını yeniden keşfetmek zorundayız" diyen Kalın, "Niçin sorusuna cevap verilmediği sürece ister dini hayat, ister dünyevi meşgaleler, hepsi birer formel ve şekli kuraldan öteye geçemeyecektir. Kur'an'ın yüzlerce ayeti, insanları evrene ve kendilerine bakarak her şeyin anlamını ve gayesini öğrenmeye davet eder. Allah hiçbir şeyi amaçsız yapmıyorsa, insanların da herhangi bir şeyi amaçsız ve gayesiz yapmaması gerekir. Zira O, böyle bir şeyi murat da etmez. Yaptığımız her işin bir anlama, amaca ve hikmete dayanması aslında yaratılış felsefesinin bir temel ilkesidir. Yani biz bir amaca, bir hikmete dönük hareket ettiğimizde, evrenin üzerinde kurulduğu düzen ve nizamla da uyum içerisinde hareket etmiş oluruz" diye konuştu.



"İslam dünyası hikmet anlayışını büyük ölçüde kaybetti"



İslam dünyasının, çeşitli dini ve siyasi sebeplerle bu hikmet anlayışını büyük ölçüde kaybettiğine dikkati çeken Kalın, şöyle devam etti:



"Gaye ve hikmetini idrak etmek her ibadetin ayrılmaz bir parçası iken bazen din bereket ve zarafetten, maneviyattan yoksun, şekilsel törenlere, adetlere, kurallara indirgendi. Manayı kavramadan surete sarılmak, özden uzaklaşma tehlikesini her gün daha da derinleştiriyor. Suretler ve sebepler aleminde yaşadığımız için elbette zahir önemlidir, iman, amel ve ahlak suretsiz ve zahirsiz olmaz, onun da bir şekle, bir forma, bir surete bürünmesi gerekir. Lakin, suretlerin ötesindeki manaya ulaşmak işte o bütün yolculukların nihai amacıdır."



Eşyanın anlamını keşfetme eyleminin, insan oluşun temel unsurlarından biri olduğunu ve insanı beşeriyet mertebesinden, insaniyet mertebesine taşıdığını belirten Kalın, "Bunun iki temel unsuru da özgürlük ve anlamdır. Modern düşüncenin tersine Hoca Ahmet Yesevi, Mevlana, İbni Arabi, Molla Sadr gibi Müslüman arifler özgürlüğü basit bir tercih olarak tanımazlar. Bir anlam çerçevesine oturtmadan özgürlüğü ele almanın imkansız olduğunda ısrar ederler. Özgürlük, negatif manada engellerden kurtulmak ise, pozitif manada kanat takıp yüksek hakikatlere doğru yükselmektir" değerlendirmesinde bulundu.



Modern özgürlük anlayışının, "anlam verme geleneğinin" sınırlarından özgürlüğü kurtarmak istediğine, bunun da kendisiyle çeliştiğine vurgu yapan Kalın, muhtevadan yoksun özgürlüğün anlam krizine yol açacağını söyledi.



Özgürlüğün ancak bir anlama doğru yöneldiği zaman mümkün olacağını anlatan Kalın, özgürlük ve anlamın çatışmak zorunda olmadığını vurgulayarak, "Fakat bunu sağlamak da sanıldığı kadar kolay bir iş de değildir. 20. yüzyıl bu ikisi arasında denge kurmaya çalışan, ya anlam adına totaliter ideolojilere ya da özgürlük adına nihilist söylemlere götüren örneklerle doludur" ifadesini kullandı.



"Bir hükmü uygulamak adına hikmeti ortadan kaldıramayız"



Suret ile mana, anlam ile özgürlük arasındaki ilişkiyi doğru okumanın aynı zamanda hüküm ile hikmet arasındaki dengeyi bulmak olduğuna işaret eden Kalın, "Bir hükmü uygulamak adına hikmeti ortadan kaldıramayız. Aynı şekilde hikmet ve mana adına hükümden ve suretten vazgeçmek büyük bir hata olur. Dolayısıyla şu gerçeği görmemiz gerekir, hikmet hükme feda edildiğinde akıl ikna olmuyor, kalp yumuşamıyor, nefis itminan bulmuyor. Hikmetten yoksun hükümler, manevi, ruhi ihtiyaçlara cevap veremediği gibi bizi hakikat yolundan, doğruluk yolundan da uzaklaştırıyor. Bugün İslam dünyasının hüküm ile hikmet arasındaki bütünleyicilik ilişkisini yeniden kurması gerekiyor. Suret ile mana, akıl ile kalp, zahir ile batın, iman ile mantık arasındaki ilişkiyi doğru kurduğumuzda şüphesiz önümüze yeni imkanlar, yeni ufuklar açılacaktır" değerlendirmesinde bulundu.



Kalın, Hoca Ahmet Yesevi'nin, ilim, irfan ve amelin yanı sıra aşk, sevgi ve merhamet üzerinde duran önemli bir mürşit olduğunu anlattı. Muhabbet, sevgi ve aşk olmadan imanın da kemale ermeyeceğini belirten Kalın, "Hoca Ahmet Yesevi o yüzden diyor ki 'Aşksızların imanı yoktur a dostlar.' Allah, el- Vedud'tur, yani çok sevendir. O, kullarını yaratmakla kalmamış, aynı zamanda onları sevdiğini de onlara ilan etmiştir" dedi.



Katılımcıların sorularını da yanıtlayan Kalın'a, Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Musa Yıldız tarafından hediye verilmesi ile Divan-ı Hikmet sohbetlerinin ilki tamamlandı.

Kaynak: AA
12 Ocak 2016 Salı 17:42

Son Dakika