Eskidende Yeni Gelinler Böylemiydi?

Yeni gelinlerin de sosyal medyadan paylaştığı fotoğraflar geçen haftanın en çok konuşulan konusuydu. Bu paylaşımlar fenomen olmak için mi yapılıyor, yoksa psikolojik bozukluk mu?

Us Psikiyatri Enstitüsü Uzman Psikolog Seliyha Dolaşır Elbeyoğlu'nun, işte görüşleri...

SOSYAL MEDYA YÜZÜNDEN Mİ BU HALE GELDİK?

Aslına bakılırsa geçmişten bugüne insanların anlamlı yaşamak ve psikolojik sağlamlılık için temel ihtiyaçları değişmemiştir. Hepimiz için hala en temel gereksinimler hiyerarşik bir düzende yeme, içme, seks, boşaltım, uyuma ve nefes alma gibi FİZYOLOJİK; beden sağlığı, aile, mülkiyet güvenliği gibi GÜVENLİK; arkadaşlık, aile, mahremiyet gibi SEVGİ/AİT OLMA; özsaygı, özgüven, başkalarına saygı duyma, başkalarından saygı edinme, takdir görme gibi SAYGI; tüm bu ihtiyaçların sağlanması sonrasında anca gelişebilecek ve kendini hakikatı olduğu gibi kabul edebilme, önyargılı olmama, problem çözebilme, doğallık gibi gösteren KENDİNİ GERÇEKLEŞTİRME gibi gereksinimler hala ve hala aynıdır.

Sanıyorum eskiden günümüze oluşan en büyük fark, bu ihtiyaçlara gereksinimi hissetme düzeylerimizde (özellile sevgi/ait olma ve saygı alanı) ki abartılı artış ile bu ihtiyaçları karşılama yollarının giderilme kanallarının gelişen teknoloji ile değişmesi, artması, sunileşmesidir.

Gelişen internet imkanları ve hızla yaygınlaşan sosyal medya araçları insanların kitlelere ulaşma ve kitlelerden haber alma kaynaklarını arttırmaktadır. Bu da ihtiyaçlarımız giderilmesinde bize farklı ve çeşitli imkanlar sunma da oldukça önemli bir faktör gibi durmaktadır. Gün geçmiyor ki her yeni gün hayatımıza yeni bir kavram, yeni bir trend, yeni bir terim girmesin.

Eskiden de ihtiyaçlar çok daha farklı olsaydı atalarımızda günümüze gelen gelin-kaynana çatışmaları, insanların kendi maddi varlıklarını göstermeye düşkünlüklerini anlatan deyimler olmazdı. Benim en iyi bildiğim hikayelerden biri gelin ve görümce arasında geçen ev kapısında yatan köpek örneğidir. Gelin kocasının ona yeni aldığı yüzüğü gösterebilmek için "ellerini kullanarak kapısının önüne yatmış köpekten bahseder", görümce ise buna karşılık kolundaki altın bilezikleri sallayarak "hoş hoş" diyemedin mi der :) Bugün gelinen durum çok farklı değil; kanallarımız değişti çeşitlendi ve çoğaldı sadece. Ve bu hikayeler internetin gücüyle herkese canlı canlı aktarılmaya, herkese canlı canlı duyurulmaya sebep oldu. Doğal bir sonuç olarak da doyum sunileşti.

BU NEYİN GÖSTERGESİDİR?

Aslında biraz önce giriş yaptığım gibi doğal hiyerarşik ihtiyaçlar listesi insan ruhunun derinleşmesi ve psikolojik anlamda sağlamlığı için aynı düzey ve sıralamada olsa da, gelinen teknolojik imkanlar ve bu imkanlara erişim kolaylığı ile bazı insanların özellikle sevgi/ait olma ve saygı alanlarındaki açlıklarını bu kanallarla doyurma sıklığında ciddi bir artış oldu. Altına çizerek söylüyorum o insanları da buna iten yine derindeki aynı ihtiyaçlar…

Sevgi/ait olma ve saygı hem çok kuvvetli ihtiyaçlardır hem de gerçek anlamda bakıldığında tatmini için çokta komplike olmayan şeylerle giderilebilir. Gelinen durum itibariyle günümüzde çoğu insanın kafası bu anlamda oldukça karışık ve doyum kanalları o kadar fazla ki, tatminsizlik her an içimizde. Öyle ki karnını doyuracak yemeği, yaşayacak bir evi olan ve bu hayatta ona sunulan roller dışında başka bir şeyi hedeflemeyen çoğu insanın da; alanında başarılar elde etmiş oldukça parlak kariyere sahip iyi bir ailesi iyi bir beklenen geleceği olan insanın da eğer içsel huzurunu ve psikolojik dinginliğini sağlayamamış ise gözünü diktiği ilk şey "kendini insanların arasında var etme, hayranlık uyandırma, kendini gösterme" olmaktadır.

Hayranlık uyandırma, kendini gösterme, onaylanma ihtiyaçlarındaki abartılı artış ile tezat gibi görünse de aynı alanının suni doyum karşılığı abartılı özsaygı, kendini beğenme, narsisizm bu döneme özgü ciddi problemler halini almıştır. Altında yatan en önemli unsur ise psikolojik anlamda hissedilen yetersizlik ve kusurluluk algısı, hayata karşı anlamlı hedefler oluşturamama, tatmin olma sınırının artık günümüzde ucunun açık olmasıdır. Hep daha fazlası artık var! Çağımızın bu tuzağına düşmüş, sadeleşemeyen, özüne dönemeyen, duygularının farkında olmayan, hakiki doyum kanallarını bulamayan çoğu insan bu bataklığın içinde her gün yeni bir deneme ile debelenip durmakta.

BUNUN SONU NEREYE GİDİYOR? ÇARESİ VAR MI?

Gelinen noktada son yok sanırım. her gün yeni bir kavram ve trend var. Ama sanırım hepte olacak, Biz kişisel olarak kendimize dönüp ihtiyacımızı farkedip onu hakiki anlamda giderecek yerler bulmadıkça ve kendimize bir dur demedikçe ucu açık.

Doğru olan tüm bu imkanlardan geri durmak değil, hiç takdir edilmeyi istememek, saygı beklememek ya da sosyal medyayı red etmek değil. İhtiyaçların abartılması, doyum noktasındaki abartı ve bu doyumu sağlarken ruhumuzun hiçte ihtiyacı olmadığı kanallarda takılıp kalmak. Esas sağlıksız olan bu. Yoksa kitle ulaşım araçlarıyla haber almak, haberdar olmak, hayatımızdan kesitler sunmak normal düzeyde yani "olsa da olur olmasa da olur noktasında" bu kanalları kullanmakta bir sakınca yok. Ama bunu yaparken kanlı canlı ilişkilerinin peşini bırakmamak, bize kendimiz gibi hissettiren kişiler, mekanlar ve durumları ön planda tutmak, özdenetim gösterebildiğimiz sonuca ulaşmak için biraz sıkıntı çekebildiğimiz anlamlı hedeflerimiz olması gerçeğini kabul edip, hayatı öyle yaşamaya çalışmaktan asla vazgeçmemeliyiz. Duygularımızı fark etmeyi öğrenmek zorundayız!! Doğal duygusal tepkilerimizi fark etmeye çalışmaktan, neye ihtiyacım var diye kendimize sormaktan geri durmamalıyız. EMİN OLUN BUNUN CEVABI DAHA ÇOK LİKE OLMAYACAK. Gerçek tatmine ulaştığınızda bol ve çeşitli sosyal medya hesapları da, başkalarının sahip olup sizin olamadıklarınız da, başkalarına yönelik merakınız da azalacak; ne kadar iyi bir eş ne kadar iyi bir anne ne kadar iyi bir işadamı ne kadar iyi iyi iyi olup olmadığınızı da siz biliyor, hissediyor ve yakınınızdakiler size bunu hissettirmeye yetiyor olacak.

Sağlıklı bir ruh halinin ve insanın kendinden memnuniyetinin en önemli belirleyicilerinden biri "hayatı anlamı yaşamanızı sağlayacak amaçlara ve her an temas edebildiğiniz sevilir hissettiğiniz ilişkilere" sahip olmanızdır. Kalıcı mutluluğun ve kendinden/ hayatınızdan memnuniyetin sahip olamadıklarınızla değil sahip olduklarınıza sahip çıkarak onları besleyip geliştirerek elde edeceğinizi unutmayın.

Hadi bugün biraz kendimize bi bakalım en sık hangi duyguyu hissederken buluyorsunuz kendinizi? En yakın ilişkilerinizde sizi köşeye sıkışmış hissettirip sürekli tekrarlayan neler var? nasıl hissediyor olsaydınız bu iyi gelirdi? kısa ve orta vadede neyi hedefliyorsunuz? Bunlar için neler yapıyorsunuz? Yapamıyorsanız hangi engellere takılıyorsunuz? Sahip olduğunuz için memnun olduğunuz neler var? Bunları nasıl arttırabilirsiniz? Hadi biraz bakalım elimizde neler var…..

Kaynak : sabah

Kaynak: Bültenler

24 Eylül 2016 Cumartesi 14:48

Yükseköğretim Kurulu, Düzey, Huzur, Sabah
YORUMLAR