Feriköy'den Bakınca Topkapı Sarayı, Ayasofya, Sultanahmet Görünürdü'

Akademisyen ve hukukçu Prof. Dr. Hüseyin Hatemi ile şair, yazar ve hekim Prof. Dr. Hüsrev Hatemi, sevenleriyle bir araya geldi.

Akademisyen ve hukukçu Prof. Dr. Hüseyin Hatemi ile şair, yazar ve hekim Prof. Dr. Hüsrev Hatemi, sevenleriyle bir araya geldi.
"Hatıraları ile Hüseyin ve Hüsrev Hatemi" isimli program Altunizade Kültür ve Sanat Merkezi'nde gerçekleştirildi.
Kurtuluş Caddesi'ndeki Modern Apartmanı'nın 2 Aralık 1938'de dünyaya gelen ikiz kardeşlerden Hüsrev Hatemi, burada yaptığı konuşmada, İkinci Dünya Savaşı yıllarına denk gelen çocukluk yıllarında acıklı anılarının olduğunu söyledi.
Henüz okula başlamadan ablası ve ağabeyinin Hüseyin Hatemi ile kendisine okumayı öğrettiklerine işaret eden Hatemi, "Benim kafam renkli filme 1951-1952'den sonra geçti, ortaokula başlayınca. Çünkü İkinci Dünya Savaşı bitmişti. Kapı önünde açlıktan bayılanlar vardı. Evlerde buzdolabı yok. Yeşil tel örgüden yapılmış, soğutmayan, sadece sineklerden koruyan meşhur tel dolaplardan, her evden getirilen Japon porsiyonlarıyla o adamı kendine getirmeye çalışırdık." dedi.
Hatemi, savaş zamanlarının çok derin hatıraları olduğunu belirterek, şöyle devam etti:
"Çocukluğumuzda Alman uçağı göründü diye ayda 3-4 kere alarm çalardı. Sonra Çamlıca tepesinden gelen projektörlerin ışığı, bir de Bakırköy tarafından yanan projektörler, Boğaz'ın üstünde birbiriyle kesişir, Alman uçağı aranırdı. Sonra gazetelerden öğrendiğimize göre biri gerçek olmuştu. Sığınak denen, evlerin bodrumlarına giderdik. Bombardımanla yıkılsa enkaz altında kalacağız ama sığınak derdik. Herkes bodruma koşardı, bizim bodrumda da daha sonra başka bir yerde görmediğim beyaz renkli örümcekler vardı. Büyük, ince bacaklı ve albino örümcekler. İkimiz de onlara 'bahriyeli' derdik."
Türkiye'de plastik kullanımından bahseden Hatemi, "Mika, 1949 yılında Türkiye'ye hokkalarla, kalem saplarıyla girdi. Kırılırdı, mineral olduğu için. Bir sene sonra naylonla karşılaştık. Şemsi Yastıman, 'Ezmeyinen ezmeyinen dert biter mi gezmeyinen. Mezarımı kızlar kazsın, naylon saplı kazmayınan' sözlerini bağlama çalarak söyledi ve naylonun Türkiye'ye girişini müjdeledi." diye konuştu.
"Başka çocuklar 'anne' diye ağlarken, biz 'Bey Baba' diyerek ağlardık"
Hüseyin Hatemi de eski İstanbul'un çok güzel olduğunu ve küçüklük yıllarında yazları Çamlıca'ya gittiklerini dile getirdi.
Feriköy'deki evlerinde panoramik bir İstanbul manzarası olduğuna dikkati çeken Hatemi, şunları kaydetti:
"Feriköy'den bakınca Topkapı Sarayı, Ayasofya, Sultanahmet bizim sokaktan görünürdü. Bizim sokaktan sonra şehir biter, oradan Kasımpaşa'ya uzanan bostanlar başlardı. Diğer tarafa bakınca da Balkan Harbi'nden kalan istihkamlarla Okmeydanı'na kadar açıktı. 1950-1951'de yüksek apartmanlar görüldü. Sonra sür'atle Okmeydanı doldu. Bizim kale adını verdiğimiz, bizim evden uzak olduğu için korkarak da olsa bir kere gittiğimiz, inşaat işçilerinin içine attığı çeşitli çöpler arasından bir şiir bulmuştuk. İşçilerden biri 'Ben bu dünyada niye çalışıyom, Rahat yaşamaya alışıyom' yazmıştı."
Hatemi, babası Ali Asgar Hatemi ile olan anılarına değinerek, "İyi bir babaydı. Başka çocuklar anne diye ağlarken, biz başka çocukların aksine gündüzleri evde istediğimiz bir şey olmayınca 'Bey Baba' diyerek ağlardık. Babamızı imdada çağırırdık. Çünkü bize çok meraklıydı. Babam, anneme bırakmak istemez, hastalandığımızda sabah kadar başımızda beklerdi." şeklinde konuştu.
"Evde bir oyunumuz da birbirimize Hitler rolünde nutuk çekmekti"
İkinci Dünya Savaşı zamanında yaşanan karartma gecelerini anlatan Hatemi, "Evlerden ışık sızması yasaktı. Bütün pencerelerin muşamba perdeyle kapalı olması gerekiyordu. Tramvayların camları koyu maviye boyanmıştı. İkinci Dünya Savaşı sona erdikten sonra biz bunun normal olmadığını anladık. Bütün evlerin eskiden beri muşambalı olduğunu düşünürdük. Evde bir oyunumuz da küçük merdivene tırmanıp, birbirimize Hitler rolünde nutuk çekmekti. Mangal kömürüyle bıyık yapar, saçımızı ıslatıp tarardık. Çok garip, tamamen uydurma bir Almanca konuşurduk." ifadelerini kullandı.
Hüseyin Hatemi, hukuk okumasının sebebini ise şu sözlerle anlattı:
"Ninemin etkisinin bende çok olduğunu söylüyorum. O çok dindar olduğu için müçtehit olmamı isterdi. 'Peki ben müçtehit olacağım' dedim. Kendimi biraderle (Hüsrev) beraber Fransızca dersi alıyor görünce acı hakikati anladım. Babam beni uyutmuş, müçtehit olacak yolda değilim. Ne olayım diye düşündüm, bir müddet tereddüt ettim hiçbir meslek seçemedim. Rus romanlarına meraklı Bulgar asıllı bir arkadaş vardı. Dostoyevski'nin kalın kitapları onun kütüphanesinde var ve ondan ödünç alırdık. Dostoyevski'nin 'Suç ve Ceza' kitabını okuyunca çok etkilendim. Avukat veya hakim değil de doğrudan doğruya ceza hukuku hocası olmayı seçtim. Daha sonra ceza hukukunun kendisinden değil de öğretiminden zevk almayıp değiştirdim ve medeni hukukçu oldum."
Etkinlikte ayrıca Şennur Dinleyen ve ekibi, Hatemi kardeşlerin sevdiği şarkıları seslendirdi.

Kaynak: AA

22 Ocak 2019 Salı 17:24

Ayasofya, Muhammed Hatemi, Güncel