Islak İmza'Da Kumpas İddianamesi (1)

CHP İstanbul Milletvekili Dursun Çiçek'e, Ergenekon davasında delil kabul edilen 'İrtica ile Mücadele Eylem Planı' belgesinde ıslak imzası bulunduğu öne sürülerek 'kumpas' kurulduğu iddiasına ilişkin 18 şüpheli hakkında hazırlanan iddianamede, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet...

CHP İstanbul Milletvekili Dursun Çiçek'e, Ergenekon davasında delil kabul edilen "İrtica ile Mücadele Eylem Planı" belgesinde ıslak imzası bulunduğu öne sürülerek "kumpas" kurulduğu iddiasına ilişkin 18 şüpheli hakkında hazırlanan iddianamede, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyelerinin, örgütün yapısı ve amaçları doğrultusunda en çok yargı kurumlarına bilirkişilik yapan Adli Tıp, TÜBİTAK ve kriminal daireler gibi devlet kurumlarına yerleştiği belirtildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu savcılarından Bülent Başer ile Başsavcıvekili Zafer Koç tarafından hazırlanan ve İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilen 144 sayfalık iddianamede, kamuoyunda "Ergenekon" olarak bilinen davada yargılanan sanıkların bazılarının, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ederek, "soruşturma ve kovuşturma safhalarında kendilerine kolluk ve adli mercilerce kumpas kurularak davalar açıldığı, kamu görevlilerinin gerçeğe aykırı bilirkişi raporları düzenleme, belgede sahtecilik, hürriyeti kısıtlama, iftira suçlarını bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işledikleri" yönünde şikayette bulundukları belirtildi. İddianamede, Genelkurmay Başkanlığının da aynı yönde suç duyurusunda bulunması üzerine soruşturma başlatıldığı bildirildi.

- "En çok yargı hizmeti veren kurumlara sızdılar"

Ergenekon davası ve bu davanın sanığı müştekilere atfedilen eylemlerin sıralandığı iddianamede, diğer FETÖ/PDY iddianamelerinde olduğu gibi, örgütün kuruluşu, örgütlenme şekli, özellikleri, yapısı, yasa dışı faaliyetleri, amacı ve 15 Temmuz darbe kalkışması anlatıldı.

İrticayla Mücadele Eylem Planı isimli belge üzerinde, müşteki Dursun Çiçek tarafından atıldığı iddia edilen imzayla ilgili rapor düzenleyen Adli Tıp Kurumu, Polis Kriminal Laboratuvarı ve Jandarma Kriminal Laboratuvarında görevli 18 şüpheli hakkında yürütülen soruşturma kapsamında alınan müşteki ifadelerine yer verilen iddianamede, söz konusu belge üzerinde yapılan imza incelemeleri de detaylandırıldı.

FETÖ/PDY'nin, aslında gerçekleşen soruşturmalarda ortaya çıkarılabilenden çok daha yoğun şekilde devletin tüm kurum ve kuruluşlarına sızdığı, örgütün yapısı ve amaçları doğrultusunda en çok da yargı hizmeti veren kurumlar ile bu kurumlara bilirkişilik yapan Adli Tıp, TÜBİTAK ve kriminal daireler gibi devlet kurumlarına yerleşildiğine dikkati çekilen iddianamede, soruşturma konusu İrtica ile Mücadele Eylem Planı belgesiyle ilgili şu ifadelere yer verildi:

"Dosyadaki bilgi ve belgelere göre İrtica ile Mücadele Eylem Planı belgesinin Adli Tıp Kurumuna gönderilmesine müteakip, mevzuata uygun olmayan şekilde ele alındığı ve görev taksimatının yapıldığı, istenilen yönde rapor tanziminin sağlanması için şartları uymayan adli tıp uzmanlarının görevlendirildiği, belge ile ilgili kararın kuruma geldiği gün oy çokluğu ile çıkarıldığı, muhalif kalan üyelerin kurumdan uzaklaştırıldığı, Jandarma Kriminal Daire Başkanlığınca ve Emniyet Kriminal Laboratuvarınca verilen raporlarda, bilimsel gerçeklikten uzak davranıldığı, belge incelemesi yapan uzmanların üzerinde baskı oluşturulduğu, belgenin fluaj incelemesinin yapılmadığı, tüm raporlarda imzanın tersimi basit, taklidi kolay olduğu belirtilmesine ve hatta işin ehli olmayanlar tarafından dahi basitçe taklit edilebilecek nitelikte olmasına rağmen, imzanın müştekiye ait olduğunun kabulü gerektiği hususunda maddi delilleri gösterilmeksizin kanaat bildirildiği, müştekiler Dursun Çiçek ve Serdar Öztürk'ün verilen bu raporlar doğrultusunda tutuklandığı, bu plan konu edilerek Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un da soruşturmaya dahil edildiği, tutuklandığı ve hakkında kamu davası açıldığı anlaşılmıştır."

Doğrudan Zekeriya Öz'e gönderilen belge aslı

Adli Tıp Kurumu Başkanlığı görevlisi şüpheliler Haluk Cengiz İnce, Bülent Üner, İsmail Çakır, Lokman Başer, Mehmet Akın, Bülent Özata, Eyüp Kandemir ve Gürol Berber'in eylemlerinin anlatıldığı iddianamede, Genelkurmay Askeri Savcılığının ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının ayrı ayrı talepleri sonrasında, belgenin fotokopisi üzerinden İstanbul Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Belge İncelemesi Şubesince iki ayrı inceleme yapıldığı, 18 Haziran 2009 ve 2 Temmuz 2009 tarihli iki raporda, "inceleme konusu imzanın Dursun Çiçek'in eli ürünü olduğu ya da olmadığı hususunda bir tespite gidilemediği" şeklinde değerlendirme yapıldığı ve bu raporlarda, Adli Tıp uzmanları Çetin Seçkin, Tuncay Çınar ve Lokman Başer'in imzalarının bulunduğunun tespit edildiği aktarıldı.

İddianamede, soruşturma devam ederken, İrtica ile Mücadele Eylem Planı isimli belgenin aslının açık kimlik ve adres bilgileri tespit edilemeyen Serkan Çakır isimli şahıs tarafından, mektup ekinde ve posta yoluyla doğrudan soruşturma savcısı Zekeriya Öz'e gönderildiği ve bu aşamadan sonra söz konusu belgeyle ilgili yeni bilirkişi raporları alındığının görüldüğü kaydedildi.

Şüpheliler Bülent Üner, İsmail Çakır, Gürol Berber, Mehmet Akın, Ahmet Bülent Özata ve Eyüp Kandemir'in Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinde 2009 yılının Temmuz ayından sonra kısa aralıklarla görevlendirildikleri, bu görevlendirmeler yapılmadan önce Adli Tıp Kurumu Başkanlığınca verilen 18 Haziran 2009 ve 2 Temmuz 2009 tarihli raporlarda, "belgedeki imzanın Dursun Çiçek'in eli ürünü olup olmadığına ilişkin kanaat verilemeyeceğine" dair raporlar verildiği hatırlatılan iddianamede, bu raporlarda imzası bulunan şüphelilerden Lokman Başer'in genişletilmiş heyet tarafından verilen 4 Şubat 2010 tarihli raporda görüşünü değiştirdiği, şüpheli Mehmet Akın'ın Fizik İhtisas Dairesinde görevlendirildikten üç gün sonra, 19 Ekim 2009 tarihli raporda görev aldığı ve "belgedeki imzanın Dursun Çiçek'in eli ürünü olduğunun kabulünün gerektiği" şeklinde mütalaa verdiğinin anlaşıldığı dile getirildi.

7 kişi yerine 11 kişiden oluşturulan heyet

Yine aynı dairede 24 Eylül 2009'da görevlendirilen şüpheli Bülent Üner'in de 19 Ekim 2009 tarihli raporda aynı yönde mütalaada bulunduğuna dikkati çekilen iddianamede, Adli Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliği'nin 23. maddesinde, "Bilirkişi raporları arasında çelişki olması durumunda ilgili ihtisas dairesi en az yedi uzmanın katılımıyla rapor hazırlar." şeklinde düzenleme bulunduğu, yedi uzmandan oluşan heyet tarafından rapor tanzim edilmesi mümkünken Fizik İhtisas Dairesinin 4 Şubat 2010 tarihli raporunu düzenleyen genişletilmiş heyetin 11 kişiden oluşturulduğu bilgisi verildi.

Heyet oluşturulurken, kısa bir süre önce Fizik İhtisas Dairesinde görevlendirilen, adli belge inceleme konusunda yeterli eğitimi almayan ve uzmanlık alanları farklı olan şüphelilerin heyete dahil edildiklerinin tespit edildiği aktarılan iddianamede, şöyle devam edildi:

"Bununla birlikte raporda muhalefet şerhi koyan adli tıp uzmanları Tuncay Çınar'ın 21 Temmuz 1999, Hasan Karasu'nun 30 Ekim 1995, Uğur Günaydın'ın 5 Kasım 2002 ve Kağan Gürpınar'ın da 3 Kasım 2002'den itibaren Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinde görevlendirildikleri, mesleki açıdan uzun yıllardır aynı dairede görev yapan adli belge inceleme uzmanları olmaları nedeniyle bu anlamda mesleki tecrübelerinin yeterli olduğu halde belgenin aslının gönderilmesine müteakip İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 16 Ekim 2009 tarihli yazıyla talep edilen ilk imza incelemesinde görevlendirilmedikleri, şüpheli Lokman Başer ile Fizik İhtisas Dairesinde kısa bir süre önce görevlendirilen şüpheliler Bülent Üner ve Mehmet Akın tarafından rapor tanzim edildiği anlaşılmaktadır."

Şüphelilerin İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü (TEM) ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği savunmaların da yer bulduğu iddianamede, eski Adli Tıp Kurumu Başkanı Cengiz Haluk İnce'nin, 4 Ağustos 2016'da İstanbul TEM'e verdiği ifadeyle, yurt dışına kaçtığı tespit edilen dönemin özel yetkili cumhuriyet savcısı Zekeriya Öz'ün, soruşturma konusu dönemde İrtica ile Mücadele Eylem Raporu'nu kuryeyle Adli Tıp Kurumuna getirdiği yönünde beyanda bulunduğu anlaşıldı.

- "Zekeriya Öz kuryeyle beraber geldi"

İnce'nin, "4 Haziran 2013'e kadar Adli Tıp Kurumu Başkanlığı yaptığı, çok sık olmamakla beraber çok önemli evrakların kuryeyle geldiği ve evrakı gönderen cumhuriyet savcısının bununla ilgili hassasiyet istediği" yönünde beyanda bulunduğu aktarılan iddianamede, İnce'nin soruşturma konusu belgeyle ilgili şu ifadesine yer verildi:

"Bahsedilen belge Genelkurmay Askeri Savcılığı tarafından kurye bir astsubay ile kurumumuza gönderildi. Belgeyle ilgili askeri savcı olduğunu bildiren, ismini hatırlayamadığım bir savcımız telefonla, bu belgenin incelenmesi konusunda olabildiğince yüksek hassasiyet ve hızlı dosya yazımı konusunda destek istedi. Ben kurye astsubayımızla beraber gelen evrak birim sorumlusu Kerem Bey'i genel kayıt birimine gönderdim. Bu arada Fizik İhtisas Dairesinin o zamanki başkanı Çetin Seçkin'i aradım. Kısaca konuyu aktardıktan sonra bir heyet oluşturmasını söyledim. Bu 3 kişilik bir heyet olacaktı. Heyetteki kişilerin ikisi Adli Tıp Uygulama Yönetmeliğince belirlendi. (Çetin Seçkin ve Tuncay Çınar) Üçüncüsünü de Çetin Seçkin, konu hakkında en deneyimli uzman olarak değerlendirdiği Lokman Başer'i getirdi. Bu 3 kişi ve Kerem Bey, kurye astsubay huzurunda dosya açıldı. İçindekiler tutanak altına alındı. Dosyanın raportörü Lokman Bey'e teslim edilerek, inceleme süreci başlatıldı. Ben o tutanakta dosya sayfa sayısını, içeride neler olduğuyla ilgili hiç bir şey şu anda hatırlamıyorum. Dosyanın teknik incelemesi aşamasında hiçbir şekilde müdahil olmadım. Adli Tıp Uygulama Yönetmeliği'ne göre müdahil olmam da mümkün değil. Ayrıca bahse konu belgeyi merak etmedim. Üzerine düştüğüm bir konu da değildi.

Zekeriya Öz, belgenin ikinci ve üçüncü incelemesinde kuryeyle beraber geldi. Benim odamda oturdu. Odada sadece ben, ilgili dönemin savcısı ve başkan yardımcısı Yüksel Aydın Yazıcı ve 1. Hukuk Müşaviri Emin Akbaşoğlu vardı. Askeri savcılıkla ilgili yaptığımız prosedürün aynısını ona da yaptık. Dosyayı gelen evraka kaydettirdikten sonra Fizik İhtisas Birimine teslim ettik. Dosya ile ilgili, ilgili ihtisas dairesinden hiçbir uzmanla benim odamda benim bilgim dahilinde görüşme yapılmamıştır. Adli Tıp Kurumu Başkanı'nın makamına gelen bir cumhuriyet savcısına gösterilecek nezaket gösterilmiş, aynı şekilde de uğurlanmıştır. Bunun dışında bahsedilen habere konu olan olaylarla ilgili bilgim ve dahilim yoktur."

"Kanaat bildirirken çok rahat değildim"

İddianamede, şüphelilerden eski İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Ses ve Görüntü İnceleme Şube Müdür Vekili Bülent Özata'nın da "imza incelemesi öncesi herhangi bir baskı görmediği, ancak daha sonra psikolojik rahatsızlık duymaya başladığı" yönündeki beyanları aktarıldı.

İddianamede, Özata'nın şu ifadeleri yer buldu:

"Geçmişe dönüp bakıldığında sanki o yönde bir karar çıkartılması yönünde bir kurgulanma yapılmış gibi bir intibaya insan kapılıyor. Tam olarak da nasıl ifade edeceğimi bilemiyorum. Ben bu belgenin kuruma getiriliş usulünü de doğru bulmuyorum. Savcı Zekeriya Öz tarafından elden getirildiğini basından duydum. Kanaati bildirirken çok rahat değildim. Sebebi belgenin kasada muhafaza edilmiş olması, kurul olarak toplanılması, hassas olduğunun başlangıçta söylenmesi ve belgenin gelişinde usule uygun olmayan şeylerin de olması beni kanaatimi bildirirken tedirgin ettiğinden dolayı ayrıca bu şerhi düşme gereği duydum."

(Sürecek)

Kaynak: AA

31 Aralık 2016 Cumartesi 10:29

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Adli Tıp Kurumu, Dursun Çiçek, Politika, Güncel