İstanbul Güvenlik Konferansı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezinin (TASAM) 'Yeni Dünya Ekonomi ve Güvenlik Mimarisi' ana temasıyla düzenlenen 'İstanbul Güvenlik Konferansı', 3. gününde 'Ulusal Güvenlik Politikaları' başlıklı oturumuyla devam etti.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezinin (TASAM) "Yeni Dünya Ekonomi ve Güvenlik Mimarisi" ana temasıyla düzenlenen "İstanbul Güvenlik Konferansı", 3. gününde "Ulusal Güvenlik Politikaları" başlıklı oturumuyla devam etti.
Emekli Büyükelçi ve TASAM Başkan Danışmanı Aydın Nurhan'ın başkanlık yaptığı oturumda, ilk olarak Prof. Dr. Oktay Tanrısever, katılımcılara "BM Sisteminin Krizi ve Türkiye'nin Reform Davası: Liberal Kurumsalcı Bakış Açısı" konulu bir sunum yaptı.
Tanrısever, Birleşmiş Milletler'in (BM) soğuk savaş döneminden sonraki yapılanmalarını anlattığı konuşmasında, farklı bölgelerdeki insanların ihtiyaçlarına da cevap vermesi gerektiğini, şu anda batı ve çok gelişmiş ülkelere odaklandıklarını, kültürel çeşitlilikle ilgilenmediklerine söyledi.
Türkiye'nin BM gündemine bakıldığında, olumlu bir tavır takındığını kaydeden Tanrısever, şöyle konuştu:
"Soğuk savaş sonrası Türkiye'nin önemli bir rol oynaması gerekmiştir. İstanbul'un bölgesel bir merkez olmasını desteklemiştir. Türkiye bir takım bölgesel entegrasyon süreçlerine de katılmıştır. Mesela Türk konseyi, ekonomik iş birliği örgütleri gibi toplumlarla iş birliği yapmıştır. Cumhurbaşkanımız Suriye krizine dair tartışmalarda çok büyük rol oynamıştır. 'Dünya 5'ten büyüktür' demiştir. Burada Güvenlik Konseyi'ndeki 5 daimi üyeyi ifade etmiştir. Bu sorunların çözümü için katkı koymak isteyen başka ülkeler de var. Bu sürekli bir şekilde devam ediyor. Bu 5 daimi üye arasında oynan bir oyun. Bir fark yaratmıyorlar. Veto oylarını kullanmak dışında başka bir şey yapamıyorlar. Bütün bu sorunların diplomasiyle çözülmesi gerekiyor. Başka ülkelerden ve bölgelerden de çağrılırsa Türkiye komşuluğundaki birçok ülkenin temsilcisi olabilir. Eğer BM daha fazla teslimiyet yaratabilirse daha etkin olacaktır. Daimi üye konumundaki ülkelerin dışında yeni gelişen güçleri de işin içine katacaktır. İnsanlık için daha faydalı olacaktır."
Oturum konuşmacılarından Ned Mühendislik ve Teknoloji Üniversitesi'nden Dr. İmrana Begum ise, "Pakistan Ulusal Güvenliği için Pak-Afgan Sınırına Eskrim Yapan Afgan Mültecilerin Geri Dönüşü" adlı sunumunda, güvenliğin her devletin önemli problemlerinden biri olduğunu, özellikle Asya ve Günay Asya'da ciddi bir konu olmaya da devam ettiğini söyledi.
Afganistan ile komşu olduklarını, aralarındaki sınırın dağlık bir bölge olmasından dolayı legal göç hareketlerinin kontrolünde büyük sorunlar yaşadıklarını dile getiren Begum, Pakistan'a doğru Afgan mülteci akımının 1972 yılında başladığını anlattı.
Begum, 1979'dan 1981'e kadar sadece Pakistan'ın Afgan mültecilerin yükünü taşıdığını, daha sonra Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK), Dünya Gıda Programı, ABD, Avrupa Birliği, Suudi Arabistan ve İslam ülkelerinin önemli katkılarda bulunduğunu ifade etti. Begum şunları söyledi:
"BMMYK ve Dünya Gıda Programı 1995'te Pakistan'daki kamplara gıda yardımı yapılmasına karar verdi. 11 Eylül olayından sonra, küresel toplumun Güney Asya bölgesi ve mültecilere yönelik algısında önemli bir değişiklik oldu. Mültecilerin girişine izin verilmiyordu ama sınırdaki zayıflıklardan dolayı geçiş yaptılar. Pakistan'ın istikrarlı bir ekonomisi olduğunu söyleyemeyiz o dönem ve mültecilere ev sahipliği yapmaya uygun değildi. Pakistan o dönem tüm mülteci yükünü tek başına yüklenen ülke oldu. Mülteciler farklı farklı problemleri de beraberinde getirdi. Güvenlik tehditleri, hastalıklar, işsizlik, ekonomik zorluklar, uyuşturucu, yasa dışı ticaret, çevresel bozulmalar, terörizm eylemleri bunlarla birlikte ortaya açılan sorunların başını çekiyordu. Pakistan hala kayıtlı 1 milyon 400 bin mülteciye ev sahipliği yapıyor. Pakistan düzenli olarak Afganistan'ın yeniden inşasını destekleyerek, Pakistan-Afganistan dostluk hastanesinin inşasına yardımcı oldu. Bu bölgenin kalkındırılması, öncelikle barışı ve güvenliği tesis etmek için anlaşmalar imzalandı.Pakistanın 40 yıldır süren afgan fedakarılıklarının tanınması ve kabul edilmesini istiyoruz."
"Biz Türkler tasavvufu Orta Asya'dan buraya getirdik"
Oturum başkanı Aydın Nurhan, görevinin son 4 yılında Afganistan'da olduğunu, bu nedenle Afgabistan-Pakistan sorunlarını birinci dereceden tecrübe ettiğini ifade ederek, "Türkiye'nin yaşadığı Suriyeliler krizi gibi Pakistan'da da böyle bir krizle karşı karşıyayız. Siyasi göç yarın gözümüzde o kadar küçülecek ki. Çok daha büyük bir tsunami geliyor. Susuzluk. Susuzluk yüzünden Hindistan'dan Afganistan'dan, Pakistan ve İran'dan, batıya ve kuzeye korkunç göçler geliyor. Bu insanları makineli tüfeklerle durduramazsınız. Biz Türkler tasavvufu Orta Asya'dan buraya getirdik. Bunun merkezi Afganistan'dır. Pakistan ve Afganistan tasavvufun yumuşacık İslam'ın yurdu. Ne oldu da o güzelim tasavvuf diyarı terörizmin kurbanı oldu? Düşünün bulursunuz bunu." dedi.
Politika analisti Imran Khan ise Bangladeş'ten geldiğini belirterek "Rohingya Krizi: Bölgesel Güvenlik ve Jeopolitik Harita Metamorfozu" adını verdiği sunumunda, Franz Kafka'nın Dönüşüm adlı eserinde, Gregor Samsa'nın bir sabah uyandığında böceğe dönüştüğü gibi, Rohingyalıların da bir sabah uyandıklarında yaşayabilecekleri bir yeri olmadıklarını söyledi.
Rohingyalılar için 25 Ağustos 2017 sabahından itibaren yeni bir hayat başladığını, Mynmar'ı bırakıp Bangladeş'e göç ettiklerini ifade eden Khan, "Bu göçle ilgili bir takım etkiler var. Çok daha fazla imkanı olan Avrupa'ya rağmen kat be kat fazla mülteciye ev sahipliği yapıyoruz. Bangladeş, dünyadaki mültecilerin yüzde 4,7'sine ev sahipliği yapıyor. Rohingya krizi bölgesel güvenlik endişeleri de yaratıyor. İnsan kaçakçılığı önemli bir sorun olarak ortaya çıkıyor. Hastalıklara yatkınlık söz konusu. Yerel ekonomilerde istikrarsızlık kaynağı oluyor. Yabancı düşmanlığı söz konusu. Bütün uluslar biz şahaneyiz diyor, yabancılara müsamahasız yaklaşılıyor. Biz kendi bölgemizde bunu istemiyoruz. 2017'de Rohingyalılara kendi ordu karargahları saldırdı ve Mynmar'da katliam başladı, 9 milyon kişi bu katliamdan kaçıp Bagladeş'e göç etti. Katliam sonrasında Türkiye hemen ülkemize geldi ve Bangladeş'in yanında olduğunu belirtti." ifadelerini kullandı.
Khan, dünya genelinde yabancı düşmanlığının söz konusu olduğunu ifade ederek, "Bunun gelecekte jeopolitik etkileri ne olacak diye bakacak olursak, enerji güvenliği ve deniz haritalarının yeniden güncellenmesi söz konusu. Biz tam o çalkantılı zamandayız şu anda. Bütün uluslar biz şahaneyiz diyor. Biz kendi bölgemizde bunu istemiyoruz. 1982 Mynmar vatandaşlık yasası değiştirilmeli ve tüm Rohingyalıların vatanlarına güvenli dönüşü sağlanmalı." diye konuştu.

Kaynak: AA

08 Kasım 2019 Cuma 14:22

Pakistan, İstanbul, Asya, Güncel