Norveçli Yazar: Dünyanın 'Medine Vesikası' Anlayışına İhtiyacı Var

Meşhur 'Sofie'nin Dünyası' adlı kitabın yazarı Norveçli Jostein Gaarder, IŞİD, El Kaide, Boko Haram gibi terör örgütlerinin İslam'ı yaraladığını belirtiyor.

Meşhur 'Sofie'nin Dünyası' adlı kitabın yazarı Norveçli Jostein Gaarder, IŞİD, El Kaide, Boko Haram gibi terör örgütlerinin İslam'ı yaraladığını belirtiyor. İslam aleminin Batı ilminin gelişiminde ve Rönesans'ın temelinde önemli rol oynadığını söylüyor.
Aksiyon dergisinden Engin Tenekeci'ye konuşan Jostein Gaarder, dünya edebiyatının önemli eserlerinden “Sofie’nin Dünyası” isimli kitabın yazarı. Aynı zamanda Türk edebiyatı onu Türkçeye çevrilen ‘İskambil Kâğıtlarının Esrarı’, ‘Portakal Kız’, ‘Pireneler’deki Şato’, ‘Aynadaki Muamma’, ‘Sirk Müdürünün Kızı’ eserleriyle tanıdı.
Jostein Gaarder, röportajda şu görüşleri dile getirdi:
"-59 dile çevrilip 50 milyona yakın satan Sofie’nin Dünyası ile başlayalım. Dünya klasikleri arasına giren kitabınızın kahramanı Sofie kim veya neden Sofie?
Sofie, Yunancada ‘hikmeti seven’ anlamına gelen filozofu çağrıştırdığı için kitaba bu ismi verdim.
-Kitabınızın bu kadar çok satılacağını tahmin eder miydiniz?
Doğrusunu söylemek gerekirse ne ben ne de yayınevi bunu tahmin edebildik. Elbette bu durumdan çok memnunuz.
-Peki, bunu önceden tahmin etseydiniz, kitabınızda bazı ekleme ve çıkarmalar yapar mıydınız?
Tabii ki yapardım. Mesela, kitabın üzerinde yazan ‘Felsefe tarihi üzerine bir roman’ tanımını, ‘Batı felsefesi tarihi üzerine bir roman’ şeklinde değiştirirdim. Bir de kitaba Hintli, Çinli ve Müslüman filozofların görüşlerini eklerdim. Ayrıca, çevrenin önemine ve iklim değişikliğine dair bazı eklemeler de yapmak isterdim. Çünkü günümüz felsefesi bu tür konular üzerinde oldukça itinalı duruyor.
-Sizce kitabınızın bu kadar çok rağbet görmesinin sebepleri neler?
Kitap, 1990’ların başında okuyucularımla buluştu. Doğu Avrupa’nın yeniden inşa sürecine girdiği dönemlere rast geldi. ‘Sofie’nin Dünyası’, demokrasiye ve iyi bir toplum nasıl meydana gelir gibi konulara da değiniyor. Bununla birlikte kitaptaki felsefeye merak saran, yaratılıştaki sırları sorgulayan 15 yaşındaki genç kız Sofie, dünyada her ülkede mevcut. Sofie, felsefenin ilgi alanına giren konuları sorgulayan bir nevi temsilî bir figür. Felsefi sorulara cevap verdiği için eserin çok sattığını düşünüyorum.
-Kusura bakmayın, bu biraz uzun bir soru olacak. Descartes, bir yerde hikmetin Avrupa’ya Araplardan geçtiğini söylüyor. Avrupalı aydınlar, Avrupa’nın ilmî gelişiminde İslam âlimlerinin rolünün de olduğunu söylüyor artık. Oslo’da bununla ilgili bir müze kuruldu. Müzede İslam âlimlerinin ilmî keşifleri sergilendi. Müzenin Norveçli müdürüyle röportaj yaptık. Kendisi de bugünkü Batı biliminin temelinde İslam âlimlerinin keşifleri olduğunu söyledi. Bunun İslam’ın ilimle barışıklığının ispatı olduğunu söyledi. Bu konu hakkında neler söyleyeceksiniz?
-Evet, kesinlikle doğru. İslam, Avrupa’nın ilmî ve felsefi gelişiminde büyük rol oynadı. Descartes’ın “Hikmet, Avrupa’ya Araplardan geçti.” sözüne de katılıyorum. Bugün Aristotales ve Platon yaşasalardı, İslam’a teşekkür ederlerdi. Rönesans’ın temelinde de İspanya’daki Arap kültürünün etkisi var.
-Filozofların babası olarak nitelendirilen felsefecilerde tanrı inancı görülüyor. Mesela, Sokrates ve Pisagor gibi. Ancak daha sonraki dönemlerde felsefenin Yaratan’a inançtan uzak bir kimliğe büründüğü görülüyor. Sanki felsefe dinle barışık olamaz, alanları farklı gibi bir algı var. Bu konu hakkında neler söyleyeceksiniz?
Doğru, katılıyorum. Ancak bir toplumda inançlı felsefecilerle beraber, seküler filozofların da bulunması normal. Asırlar önce birçok farklı inanca mensup insanlar bir arada yaşayabilmişler. Beraber yaşamalıyız. Ayrıca kanlı eylemler gerçekleştiren IŞİD, El Kaide, Boko Haram gibi terör örgütleri İslam adına büyük sorun. Bu tür terör grupları İslam’ı yaralıyor. Yine bu tür aşırıcıların yaşadıklarının İslam diniyle hiçbir alakası yok. Allah İngilizcede ‘God’, Norveççede ‘Gud’ demek. Yani Yaratan bir ve aynı. Tanım ve söylemler farklı. Ben bir olan Allah’a inanıyorum. Hepimiz Hz. İbrahim’in çocuklarıyız. Hz. İsa da bir peygamber. Bugün IŞİD Hıristiyanları vuruyor, kiliselere zarar veriyor. Bir toplumda din kavramı nötr olmalı. İsteyen camiye, isteyen kiliseye gidebilmeli. Mesela Hz. Muhammed, insanlara hiçbir zaman politik baskı yapmamıştır. Bugün dünyanın Medine Vesikası anlayışına ihtiyacı vardır. Hz. Muhammed bu anlaşmayla Hıristiyan ve Yahudilerin haklarını muhafaza edip onları korumuştur.
-Sizce felsefe kimsin, nereden geliyorsun ve nereye gidiyorsun sorularına tam cevap veriyor mu?
Hayır. Felsefeciler bu tür soruları sadece yöneltiyorlar; ancak cevaplarını veremiyorlar.
-Descartes’ın dualizminin, din ile bilimi barıştırma yerine ciddi uçurumlar açtığı iddia ediliyor? Siz bu konu hakkında neler söyleyeceksiniz?
Katılıyorum. Descartes’ın inanç meselelerine felsefeyle cevap vermeye çalıştığı için düalizme neden olduğunu düşünüyorum.
-Mevlana’yı tanıyor musunuz?
Evet, tanıyorum. Üniversite yıllarımda şiirlerini okumuştum. Neredeyse 40 yıl oldu. Oldukça büyüleyici bir şahsiyet.
-Norveç’in eski edebiyatçılarından kendinize örnek aldığınız isimler var mı?
Henrik İbsen var. Zira Norveç’te yazar olup da ondan etkilenmeyen olamaz. O, Norveç edebiyatı için önemli bir isim.
-Nobel Edebiyat Ödülü almayı arzu ettiniz mi hiç?
Hiçbir zaman istemedim. Çünkü bu ödüle ihtiyaç duymadım. Zira kendimi yeterince mutlu hissediyorum. Kitaplarım da çok büyük ilgi gördü zaten.
-Türkiye’ye gittiniz mi hiç?
Evet, turist olarak 2000’li yılların başında İstanbul’da bulundum. Sultanahmet’i, Kapalıçarşı’yı, Ayasofya’yı ziyaret ettim. İstanbul gerçekten harikaydı. Çok hoşuma gitti. Hatta İstanbul’da Boğaz turu sonrası ilginç bir olay yaşadım. Turun ardından Boğaz’a yakın bir kitapçıya uğradım. Kitapçıya “Şurada duran ‘Aynadaki Muamma’ isimli kitabın yazarı benim.” dedim. Ancak kitapçı bana inanmadı. Ben de kendisine tebessüm ederek bu kitabı (hatıra olarak) satın aldım.
-Şu anki Türkiye dışarıdan nasıl görünüyor?
Maalesef iyi görünmüyor. Son yıllarda gazeteci ve yazarlar içeriye atılıyor. Şu anki Türkiye’nin daha fazla demokrasi ve ifade özgürlüğüne ihtiyacı var. Hükümet, muhalifleri tolere edebilmeli. Demokrasinin bir parçası da budur zaten. Yani muhalif görüşlere açık olunmalı. Bir de Kürtlerin de hakkı korunmalı.
-Eserleriniz arasında ‘Allahu Ekber’ isimli kitap dikkatimizi çekti. Bu kitabı niçin kaleme aldınız?
Bu kitabı 1982’de annemle yazdım. Kitap İslam hakkında bir eser. Annem de yazar. Birçok din hakkında kitap yazmıştı. Sıra İslam’a gelmişti. Ben de o zamanlar Oslo Üniversite’sinde dinler tarihi okuyordum. Kitap için Tunus’a annemle beraber gitmiştim. Orada Kur’an kursu veren imam ve kurs alan gençlerle görüşmüştük. Dükkânları ve bazı Tunuslu aileleri ziyaret edip İslami hayatları hakkında konuşmuştuk. Mesela, Kur’an, İslam’ın şartları ve pratik hayat gibi konular üzerinde durmuştuk. Bana ilginç gelen şey, birçok Tunuslu gencin İslam’ın pratik (amelî) hayatından uzak oluşuydu.
-Son olarak, yeni bir kitap çalışmanız var mı?
Evet, var. Bir aksilik olmazsa Mart 2016’da ‘Kuklacı’ isimli yeni bir romanım çıkacak."

Kaynak: CİHAN

30 Kasım 2015 Pazartesi 11:29

Norveç, Avrupa, Politika, Güncel