Özbudun, 'Abd Tipi Başkanlık Model Olabilir Mi?' Sorusuna Cevap Verdi

Anayasa hukukçusu Prof. Ergun Özbudun, Amerikan tipi başkanlık sisteminin başarısının ABD'nin kendisine özgü benzeri olmayan şartlardan kaynaklandığını ve bunun başka ülkelerce kopya edilmesinin mümkün olmadığını söyledi.

Anayasa hukukçusu Prof. Ergun Özbudun, Amerikan tipi başkanlık sisteminin başarısının ABD'nin kendisine özgü benzeri olmayan şartlardan kaynaklandığını ve bunun başka ülkelerce kopya edilmesinin mümkün olmadığını söyledi. Özbudun, "Ampirik veriler, başkanlık sistemlerinin daha istikrarlı ve askerî darbelere daha dayanıklı oldukları iddiasını tümüyle yalanlamaktadır." ifadelerini kullandı.
AK Parti'nin Anayasa taslağını hazırlayan Prof. Ergun Özbudun, bugün Zaman gazetesi Yorum sayfasında yayınlanan "Amerikan tipi başkanlık sistemi model olabilir mi?" başlıklı yazısında Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun başkanlık sistemini savunurken bunun “güçler ayrılığı” ilkesine dayanan ve bireyi odak noktası haline getiren bir sistem olması gerektiğini sık sık ifade ettiğine işaret ederek, bu tanımın "ilk bakışta, ABD tipi bir Başkanlık Sistemini, en azından ona benzer bir sistemi" akla getirdiğini belirtiyor. Gerçek bir kuvvetler ayrılığına dayanan ve birey hürriyetlerinin devlete karşı korunmasını en temel öncelik haline getiren tek ülkenin ABD olduğunu ve bunu 200 küsur senedir arızasız şekilde sürdürdüğünü belirten Özbudun şu değerlendirmelerde bulunuyor: "Ne var ki, bu başarının sırrı, başkanlık sisteminin erdemleri değil, ABD'nin tamamen kendisine özgü, benzeri olmayan tarihsel, kültürel, sosyolojik ve siyasal şartlarıdır ve bunların başka ülkelerce kopya edilmesi mümkün değildir. Nitekim aşağıda açıklanacağı gibi, başkanlık sistemini benimsemiş olan Latin Amerika ülkelerinin demokratik sicilleri hiç de parlak değildir."
"Yatay ve dikey düzlemde kuvvetler ayrılığı"
Amerikan "kurucu babalar"ın birey hürriyetlerini koruyacak sınırlı devleti gerçekleştirmek, iktidarın tek bir merkezde toplanmasını önlemek amacıyla, yasama ve yürütme kuvvetlerinin keskin ayrılığına dayanan başkanlık sistemini kabul ettiklerini hatırlatan Özbudun, şöyle devam ediyor: "Ancak, bununla da yetinilmeyerek, İngiliz hukuk devleti (rule of law) geleneğinin gereği olarak, yargı organına yasama ve yürütme karşısında tam bağımsızlık sağlanmıştır. ABD'nin, anayasal/sınırlı devletin en önemli araçlarından biri olan “kanunların anayasaya uygunluğunun yargısal denetimi”ni de, belli başlı Avrupa devletlerinden neredeyse bir buçuk yüzyıl önce, daha 1803 yılında Yüksek Mahkeme'nin ünlü Marbury v. Madison kararı yoluyla gerçekleştirmiş olduğunu da unutmamak gerekir."
ABD anayasa yapımcılarının, anayasal/sınırlı devleti oluştururken sadece yasama, yürütme ve yargı organları arasında kuvvetler ayrılığını tesis etmekle kalmadıklarını vurgulayan Prof. Özbudun, "en az onun kadar önemli olan “dikey” düzeydeki kuvvetler ayrılığını, yani federalizmi de gerçekleştirmişlerdir. Federalizm, devlet iktidarlarının bir merkezî (federal) devletle federe devletler arasında, anayasada belirtilen şekilde bölüştürülmesine dayanmaktadır." tespitinde bulunuyor.
"Başkanlık sisteminin başarısında toplumun etkisi"
Ergun Özbudun, Amerikan federalizminin dikey düzeyde gerçek bir iktidar bölüşümüne dayandığı tespitinden hareketle şu değerlendirmede bulunuyor: "Amerikan Kurucu Meclisi'nin federalizm tercihi, masa başında yapılmış bir tercih değil, Amerikan devletinin oluşum sürecinin doğal ve zorunlu bir sonucudur. ABD'yi meydana getiren 13 koloni, Britanya egemenliği döneminde bile büyük ölçüde kendi kendilerini yöneten, yarı-bağımsız devletçiklerdi. Nitekim onlar, Bağımsızlık Savaşı'nın kazanılmasını takiben önce 1777 yılında konfederasyon halinde, 1787'de de federasyon biçiminde bir araya gelerek bugünkü ABD'yi oluşturmuşlardır. Dolayısıyla, ABD Anayasası'nın yapımında bir üniter devlet seçeneği zaten söz konusu olamazdı."
"Amerikan başkanlık sisteminin başarısını, bütün bu hukukî özelliklerin dışında ve ötesinde, Amerikan toplumunun ve Amerikan siyasal partilerinin özellikleri ile açıklamak gerek"tiğini ifade eden Özbudun, değerlendirmesini şöyle sürdürüyor: "ABD'de her zaman, birey hürriyetlerinin temel öncelik taşıdığı, çok güçlü bir sivil toplum mevcut olmuş; insanların hayatları, devletle olan ilişkilerinden çok, sivil toplum içindeki konumlarıyla şekillenmiştir. Ünlü Fransız yazarı Alexis de Tocgueville, “Amerika'da Demokrasi” adlı eserinde (1835, 1840), Amerikan demokrasisinin başarı sırrını, güçlü sivil toplum yapısında, Amerikalıların her fırsatta çeşitli dernekler ve diğer sivil toplum kuruluşları içerisinde bir araya gelme yeteneklerinde görmüştür."
"ABD'nin bu derece kendisine özgü tarihsel, siyasal ve sosyolojik özelliklerinden yoksun olan toplumlarda, başkanlık sisteminin ârızasız işlemesinin çok daha güç olduğu"nu ifade eden Prof. Özbudun, "Nitekim, bağımsızlıklarını takiben ABD örneğini taklid ederek başkanlık sistemini kabul etmiş olan Latin Amerika ülkelerinin demokratik sicili hiç de parlak değildir. Bunların çok büyük bir bölümünde demokrasi denemeleri, askerî darbeler, uzun süreli askerî diktatörlükler veya Juan Peron, Alberto Fujimori, Hugo Chavez gibi popülist otoriter rejimlerle kesintiye uğramıştır. 20. yüzyıl içindeki demokratik sicilleri nisbeten olumlu olan iki küçük ülke, Şili ve Uruguay bile yakın zamanlarda uzun süreli gaddar askerî rejimler tarafından yönetilmişlerdir. Bazı çevrelerin Türkiye için bir ilham kaynağı olabileceğini söyledikleri Meksika, yaklaşık bir yüzyıl boyunca de facto bir tek-parti rejimi ile (Devrimci Kurumlar Partisi, PRI) yönetilmiş, ancak son yıllarda yarışmacı bir rejime geçebilmiştir."
Ampirik verilerin, başkanlık sistemlerinin daha istikrarlı ve askerî darbelere daha dayanıklı oldukları iddiasını tümüyle yalanladığını belirten Özbudun, "Alfred Stepan ve Cindy Skach'in OECD üyesi olmayan ve 1973-1989 döneminde en az bir yıl demokratik rejim altında yaşamış bulunan 53 ülke üzerindeki araştırmasına göre, bunlar arasında parlamenter rejimle yönetilenlerin yüzde 61'i, 1973-1989 arasında en az on yıl sürekli olarak demokratik rejimi sürdürmüşlerdir; başkanlık sistemiyle yönetilenler arasında ise bu oran, sadece yüzde 20'dir. Benzer şekilde, aynı dönemde parlamenter rejimle yönetilen ülkelerin ancak yüzde 18'i bir askerî darbeye maruz kalmış olduğu halde, başkanlık sistemiyle yönetilenlerde bu oran yüzde 40'tır." diyor.
"Latin Amerika ve demokratikleşme dalgası"
Prof. Ergun Özbudun, ABD-Latin Amerika karşılaştırmasının, başkanlık sisteminin işleyişinin, çok büyük ölçüde, ilgili ülkenin tarihsel, kültürel, siyasal ve sosyolojik şartlarına bağlı olduğunu gösterdiğini ifade ediyor.

Kaynak: CİHAN
04 Şubat 2016 Perşembe 11:02

Son Dakika