Piramitler, kitlesel tedavi sunan enerji santralleri midir?

Peki piramitler, mezar anıtlar için yapılmadıysa ne için yapılmıştı?

"Uzun yıllardan beri Mısır'daki piramitlerin, mezar odası olduğuna ve firavunların kendilerine görkemli mezar anıtlar için yapıldığına inanıldı. Bugün bile, birçok kişi böyle olduğuna inanmaktadır.
Halbuki yapılan arkeolojik incelemeler sonucunda piramitlerin bazılarında, sadece birkaç tane sade mezar bulunmuş bu inanılmaz yapılarla orantılı şatafatlı mezarlara rastlanılmamıştır.

Her biri 200 tonun üzerindeki 1 milyon dev taş bloğun hangi teknoloji ile taşındığı ve piramitlerin oluşturulduğu bugün için bile bir muammadır. Bilim adamları, günümüz teknolojisi ile böyle bir eserin yapılamayacağını ifade ediyor. Dolayısıyla, piramitlerin nasıl bir medeniyetin ürünü olduğu ve o zamanki uygarlığın sunduğu teknolojinin günümüzden daha mı ileri olduğu, daima tartışma konusu olmuştur.

Piramitlerin yapıldığı tarihsel dönemin günümüz kayıtlarında M.Ö. 2500'lü yıllar olarak ifade edilse de, aslında bu medeniyetlerin çok daha eskilere dayandığı ve kadim Mısır uygarlığının bilinmezliklerle dolu olduğu, henüz ortaya koyulamayan sebeplerle bu uygarlık yazıt ve belgelerinin tam manası ile günümüze aktarılamadığı iddia edilmektedir. Bu durum ise insanlık için büyük kayıptır." Diyen Dr. Mehmet Yavuz, konu ile ilgili önemli açıklamalarda bulunuyor.

Peki piramitler, mezar anıtlar için yapılmadıysa ne için yapılmıştı?

Onbinlerce kişi, yıllarca kanını terini akıtarak ne için uğraşmışlardı? Bu kadar devasa büyüklükteki milyonlarca taş hangi amaçla üst üste dizilebilmişti ve hedeflenen şey neydi?
Ben bu yapının inşaat edilme amacının, binlerce yıl sonrasına dev bir anıt mirası bırakmak olduğunu sanmıyorum. Bence; bu efsane yapıtlar, bireysel bir kişi yani firavunların egoları için değil, toplumsal faydalar için yapılmışlardı.
Mısır'a, Nil Deltası'na ve belki de tüm evrene tesir edecek insani değerler için yapılmışlardı. Burada hedeflenen şey, toplumsal ve kitlesel tedavi boyutları oluşturmaktı. Kısacası, piramitlerin enerji santrali olarak inşa edildikleri, yüksek ihtimalle olasıdır. Ayrıca, piramitlerin tabanının oturduğu yan kısımlarında, su kanallarının inşa edildiği bilinmektedir. Bu kanallardaki su hareketliliğinden oluşan enerjinin, özel bir işlem ile piramitlerin iç yapılarına aksettirildiği, bu enerjinin iç yapıdaki panellerle, enerji akımının içerdeki dolanımını sağlayan düzeneklerle biçimlendirildiğini ve buradan da tüm çevreye yayıldığını düşünmekteyim. Mevcut bu enerjinin, basit bir elektrik enerjisindan çok daha başka bir şeyler olduğu da açıkça ortadadır.

Nitekim Tesla, herkesin kullanabileceği ve kablosuz olarak ücretsiz toplumun hizmete sunulabilen bir enerjiden bahsetmektedir. Belki de, Antik Mısır Medeniyeti bu enerjiyi, bu megalit yapılarla üretmiş ve insanlığın hizmetine binlerce yıl önce sunmuştu. Bunu bilemiyoruz..
Dolayısıyla piramitlerin bugün için hala esrarını koruyan ama insanlığın hizmetine sunulan ulvi bir görev için yapıldığını düşünüyorum. Kanaatimce; piramitlerle uzak alanlara kadar yayılan kuantumsal bir enerjinin, insanın yaşam enerjisini olumlu etkileyerek ,üst düzey bir huzur ve barış ortamı sunduğu, insanların mutluluk içerisinde yaşamalarına imkan verdiği, oldukça yüksel bir ihtimaldir.
Aşağı yukarı aynı amaçlarla Güney Amerika'daki İnka ve Maya uygarlıklarının da buna benzer çabalarla Mısırdakiler kadar görkemli olmasa da piramitler inşa ettiği bilinmektedir.

Mısır Medeniyeti' nin altın çağı

Piramitlerin, bilinenin aksine, M.Ö. 10 bininci yıllarda yapıldığını iddia edenler her geçen gün daha da artmaktadır. Bu çağlarda Mısır altın çağını yaşamaktaydı. İlahi ışıltı her yeri kaplamıştı. Dünya geneline yayılan bir barış ve huzur dönemi vardı. Aynı zamanda bu dönem, Atlantis ve MU uygarlıklarının hüküm sürdüğü dönemdir. Söz konusu uygarlıklar, altın çağı yaşadıktan sonra M.Ö. 9500 lü yıllarda, bilinmeyen bir felakete (belki Nuh tufanı ya da nükleer bir savaş?) maruz kalmışlardır ve böylelikle, bu uygarlıkların tarih sahnesinden çekildikleri düşünülmektedir.

Piramitler, günümüzde neden enerji veremiyor?

Tüm evrene pozitif kuantum enerjisi veren ve dünyayı daha yaşanabilir hale getiren piramitler, neden enerji vermeyi kesmiştir? Günümüzde, neden aynı olumlu enerjiyi alamıyoruz?
Kanaatimce antik Mısır uygarlığının bu enerji sistemi, zaman içinde Nil Nehri'nin yatağının değişmesi ile işlerliğini kaybetmiştir. Önceden hemen piramitlerin önünden geçen ve piramitlerin tabanındaki su kanallarını besleyen Nil Nehri, binlerce yıllık bir süreçte 13 km daha uzağa kaymıştır. Belkide M.Ö. 9500 lü yıllarda gelişen ve uygarlıklara son veren felaket, aynı zamanda Nil Nehrinin yatağını da değiştirmiştir. Böylelikle sistem mekanizması bozulmuş, su kanalları beslenemez hala gelerek, enerji üretimi durmuştur. Bunda hiç şüphesiz, piramitlerin yüzeyinde iletkenliği arttıran yalıtkan yüzeyin zaman aşımına yenik düşerek bozulmasının da rolü vardır.
Bana göre eski Mısır medeniyetinin büyük emeklerle inşa ettikleri piramitlerin, bir çeşit kuantum enerjisi ya da buna benzer bir enerji yaydıkları neredeyse kesin. Tüm çevreye belki de bir kıtaya ya da tüm evrene yayılan bu enerjinin, insanların auralarını düzelltiği, çakralarını açtığı, mutlu huzurlu daha güzel ve yaşanabilir bir dünya oluşturduğu kuvvetle muhtemeldir.
Elektromanyetik alan nedir?

Dünyanın bir elektromanyetik alanı olduğu gibi, insan bedeninin de bir manyetik alanı vardır. Bu alan yaklaşık olarak 1-3 metre çapındadır. Bu manyetik alana ''Aura'' demekteyiz. Aura, aynı zamanda ruhsal tablonun bir haritasını da yansıtır. Bir açıdan da bilinçaltının bir nevi dışa yansımasıdır. Kişinin bilinçaltı ne kadar temiz ve arı olursa Aurası da o denli geniş, ışıltılı ve berrak olur. İbadetlerle, meditasyon ile, riyazet ile yoga ve reiki gibi tekniklerle aura ışığının kuvvetlenmesi ve güçlendirilebilmesi mümkündür. Tuzlu su, Aura'yı temizleyen bir unsurdur. Bu nedenle denize girmek, insanın kendisini daha dingin ve rahatlamış hissetmesine neden olur.

Aura hayatımızı nasıl etkiler?

Çoğumuz, çevreden, aileden hatta dünyanın kendisinden gelen ve auramızı etkileyen olumsuz enerjilere maruz kalırız. Bu iki yönlü bir etkileşimdir. Tabiattaki stres, bizim ruh halimizi olumsuz etkileyebileceği gibi, bir bölgede yaşayan insanların çok stresli, hırslı ve öfkeli olması da o bölgede, doğal afetlere kadar uzanabilecek kuantumsal olumsuz döngüler oluşturabilir. Bu nedenle olumsuz enerjilerimiz, dünyanın manyetik alanı üzerinde de etkili olduğundan, daha neşeli olmaya gayret etmeliyiz. Bunu sadece kendi özel seçimimiz gibi düşünmek yanlış olur. Sağlıklı ve keyifli olmak için çaba harcamayı, sadece kendimize ve ailemize değil, aynı coğrafyada yaşadığımız diğer insanlara da borçluyuz. Çünkü nihayetinde düşünce de atomlardan oluşmuş bir enerjidir. Dolayısıyla manyetik alanların etkileşimi nedeniyle hiç tanımadığımız insanları bile enerjimizle olumlu ya da olumsuz olarak etkileyebiliyoruz.
Dolayısıyla aura, dünyanın kendisinden ve başkalarından gelen enerjinin bizim içsel enerjimizle ilk buluştuğu yerdir. Auranın gücüne göre herkes farklı düzeylerde etkilense de genel olarak insanlar dıştan gelen negatif düşüncelere ve sözlere maruz kaldıklarında manyetik alanları bozulur. Kimsenin tek bir kötü söz etmediği bir ortamda bulunsak bile enerji düzeyindeki saldırılardan dolayı kendimizi hasta hissedebiliriz. Belki siz de enerjinizin tükenmesine, baş ağrısı, boyun tutulması, adale ağrıları ya da nefes alışverişinde zorluklara neden olan stresli ortamlarda bulunmuşsunuzdur. Manyetik alanın bozulması dışarıdan etkilerle olabileceği gibi kişinin kendi davranışlarından da kaynaklanabilir. Sürekli olumsuz düşünceler üretmek, öfkeli olmak ve yanlış beslenme alışkanlıkları da hem bedenimizi hem de auramızı olumsuz etkiler. Elektrikle çalışan cihazlarla tıka basa doldurulmuş ofislerde hiç açık havaya çıkmadan saatlerce kalmak hatta daima nefes almayan sentetik kıyafetler giymek bile kendimizi daha yorgun hissetmemize sebep olabilir.
Bir bölgede yaşayan kişilerin birey olarak enerjisinin o coğrafyadaki bitkiler, hayvanlar ve diğer insanlar üzerinde etkileri olduğu biliniyor. Son yıllarda gerçekleştirilen pek çok araştırma, düzenli olarak ibadet, yoga ve meditasyon yapan insanların belirli bir kilometre içinde yaşayan diğer bireyler üzerinde suç oranlarını düşürecek kadar etkili olabildiğini kanıtlıyor.
Eğer ruhsal ve bedensel olarak sağlıklıysanız aura alanının yüzeyi düzgündür. Bedensel, ruhsal ya da zihinsel olarak hastaysanız, bu enerji alanında çukurlar ve boşluklar görülür ve ışıldayan enerji, donuklaşır. Bazı üstatlar, kişinin aurasının rengine bakarak, doğru mu yoksa yalan mı söylediğini bile anlayabilmektedir.

Çakra' nın önemi nedir?

Aura'nın beden içerisinde dolaşan enerji biçimine ise çakra demekteyiz. Çakra enerjisi, vücut içerisinde yedi noktada yoğunlaşma oluşturur ve buradan sorumlu oldukları bölgelere yayılırlar. Ama genelde tüm çakralar birbirleri ile, vücudumuzdaki salgı bezleri ile ve aura ile iletişim halindedir. Aura bozulduğunda çakralarda dolaşan enerjiler de aksamaya başlar. Bu nedenle önce ruhumuz hastalanır, sonra da bedenimiz diyebiliriz.
Çakralarımız sürekli dönmektedir ve dönmek için gereken enerjiyi aura'dan ve dünyanın kendisinden alır. Dünyadaki yaşam enerjisine pek çok farklı isim verilir. Ülkelere ve kültürlere göre değişmekle (ve anlamları tam olarak aynı olmamakla) birlikte, yaşam enerjisi için "Ki", "Prana" ya da "Chi" dendiğini duyabilirsiniz. İsimler değişse de, dünyada bir yaşam enerjisinin sürekli olarak hareket halinde olduğu genel olarak kabul edilen bir gerçektir.
Çakraları açmak için ne olduğu bilinmez çalışmalar yapmanız ya da insanüstü güçleri olan gizemli kişilerle tanışmanız gerekmez. Kişi kendine iyi baktığında, hastaneye gidip doktorlarla sağlığı için gereken tedavileri sürdürdüğünde, iyi beslenip, tabiatta zaman geçirdiğinde yani ruhsal ve bedensel olarak dengeli bir hayat sürdüğünde bu durum hem fiziksel hem de bedensel olarak etkisini gösterecek, doğal olarak blokaj yaşayan çakraları da olumlu etkileyecektir.

Rahatlama hissine kavuşabilmek için…

Aynı şekilde yogadaki "Aum" ya da "Om" sesi veya zikirde kullanılan tekrarların altında, temel olarak seslerin oluşturduğu kuantumsal titreşim ile kişinin frekansını düzenlemek yatar. İnançla birleşince bazı seslerin olağanüstü sonuçlar ortaya çıkarması, elbette ki reddedilemeyecek bir hikmettir. Anlaşılacağı üzere bedenin bir titreşimi olduğu, bir sıvının içinde yer alan beynin ve çoğu sudan oluşan bedendeki hücrelerin; etraftaki ses ya da nefes gibi unsurlarla oluşturulan kuantumsal frekanstan etkilenebileceği gerçeği, çoğu yöntemin temel felsefesini oluşturur. Dünya üzerindeki pek çok kişi, geleneksel yöntemleri kullanırken bilinçsizce ya da bilinçli olarak bu şekilde rahatlama hissine kavuşmaktadır.
Bioenerji de çakra ve aura gücünün kullanılmasıyla gerçekleşen bir çeşit reiki uygulamasıdır. Aynı zamanda kuantumsal bir enerji tedavisidir. Son zamanlarda kuantum biofeedback uygulamaları da gittikçe popüler olmaktadır. Kuantum biofeedback uygulamaları belki de
geleceğin fenomen tedavilerinden olacaktır. Bu uygulamalar ile bedendeki yaşam enerjisinin ve çakraların düzene sokulması, belkide hastalıklar daha oluşmadan önlenebilmesi mümkün olabilecektir.
Sonuç olarak piramitlerin, nasıl bir olumlu fiziksel ve ruhsal katkılar sağladığının gizemi çözülmelidir diye düşünüyorum. Dünyanın her bir köşesinde savaşların, terör eylemlerinin, cinayetlerin olduğu bir zamanda, kanaatimce insanlığın sonunu getirebilecek nükleer enerjiye değil de, onlara huzur verecek, mutluluk sunacak kuantumsal enerjilere ihtiyaç vardır.

Kaynak: Bültenler

17 Ocak 2017 Salı 15:58

Dr Mehmet Yavuz, Nil Deltası, Tesla, Sağlık, Son Dakika
YORUMLAR

Son Dakika

Son Dakika Haberleri