Suk Başkanı Sabra: Suriye Halkı Teselli İstemiyor

Suriye Ulusal Konseyi Başkanı (SUK) George Sabra, 'Suriye halkının gerçekleştirdiği devrimin karşılığı olarak verilecek bir teselli ödülünü asla kabul etmeyeceğini' belirtti.

MUHAMMED EL HARİRİ - Suriye Ulusal Konseyi Başkanı (SUK) George Sabra, "Suriye halkının gerçekleştirdiği devrimin karşılığı olarak verilecek bir teselli ödülünü asla kabul etmeyeceğini" belirtti. 

Suriye'de yaşanan son gelişmeler, dördüncü yılını dolduran krizin, bölgesel ve uluslararası yankıları, bölgede ivme kazanan terör eylemleri ile silahlı muhalif güçlerin durumunun yanı sıra ülkelerinde ve ülke dışındaki Suriyelilerin maruz kaldığı zorlukları AA muhabirine anlatan SUK Başkanı Sabra, Yemen'de Husilerin ilerleyişini engellemek için başlatılan "Kararlılık Fırtınası" operasyonunun "Esed'in düşmesi" konusunda Suriyeli muhaliflere umut verdiğini dile getirdi. 

Sabra, Suriye'nin bölgedeki siyasi ve coğrafi konjonktürünün önemine işaret ederek, "Suriye'nin, bölge adına yapılan planların ekseninde yer alması, çözümü daha girift hale getiriyor. Suriyeliler, dört yıldan bu yana çeşitli sıkıntılara maruz kaldı, ölümün her türlüsünü tattılar, açlık, bir sığınak aramak için çıktıkları deniz yolculuğunda, zehirli gaz ya da varil bombalarıyla. Artık kaybedecekleri bir şey kalmadı. Suriyelilere, devrim sürecinde yaşadıkları için "teselli ödülü" verilmesi düşünülüyor. Suriye halkı asla böyle bir ödülü kabul etmeyecek, zafer dışında başka bir şeye ikna olmayacaktır" dedi. 

Suriyelilerin Esed rejimiyle uzlaşı yapmayacağının anlaşılması gerektiğini vurgulayan Sabra, "Uzlaşı benzeri çözümler, Suriye ve bölgede yeni yaralar demektir. Ülkede, siyah bulutlar, güneşin önünü kapatıyor ancak Suriyelilerin sadece bir ülke değil bir kıtanın özgürleşmesine yetecek sayıda verdiği kurbanlar göz önüne alındığında güneşin yeniden açacağına inanıyoruz" diye konuştu. 

"Yapay muhalefet" oluşturma çabası

Ülkedeki krize çözüm için sunulanların, devrimin taleplerinde kısıtlamaya gittiğini dile getiren Sabra, "Bölgesel ve uluslararası bazı kesimlerin, kendi gündemlerine uygun, Suriye halkının iradesiyle çelişse de masada sürülen şartları kabul edecek, "yapay muhalefet" oluşturma gayreti içinde olduklarını" kaydetti.

Sabra bu durumun en bariz örneğinin, Suriye Dışişleri Bakanlığı'nın geçen aylarda Moskova'da düzenlediği ve "fiyasko" ile sonuçlanan iki toplantı olduğunu dile getirerek, "Anlaşmalar imza atılması ya da toplantılar düzenlenmesinin öneminin olmadığı ancak alınan kararların pratikte uygulanıp uygulanmadığı ve her gün gerçekleştirilen ölümlerin önüne geçecek kapsamlı siyasi projenin önemli olduğunu yüksek sesle tekrarlıyoruz. Suriye'de ölümler, dört yıldır bir gün bile aksamadan devam ediyor. Bu nedenle, devrimciler, Beşşar Esed ve suçlarında ona destek olanların gitmesiyle başlamayacak hiçbir siyasi çözümü kabul etmeyecektir" ifadelerini kullandı. 

DEAŞ istihbarat örgütlerinin kontrolünde

"DEAŞ başta olmak üzere bölgedeki terör örgütlerinin sadece uluslararası toplum için değil aynı zamanda Suriyeliler için de sorun teşkil ettiğine" dikkati çeken Sabra, "Terörün hangi bayrak veya isim altında olursa olsun tek millet olduğunu" belirterek sözlerine şunları ekledi:

"Suriyeliler, devrimin başlamasının ardından altı aydan fazla barış yanlısı bir direniş sergiledi. Daha sonra tüm dünya rejim güçleri ve Esed'in paramiliter çeteleri Şebbihaların gerçekleştirdiği saldırılar karşında sessizliğini korurken, kendilerini savunmak için silahlı mücadeleye başladı. Rejim güçleri, kaybedeceklerini anlayınca, DEAŞ'ın bölgedeki varlığını istedi. DEAŞ'ın Suriye, İran ve uluslararası istihbarat birimleri tarafından oluşturulan bir örgüt olduğu biliniyor. DEAŞ, Suriyeliler tarafından istenmedi, örgütün saldırılarında kurban edilenlerin Sünni Suriyelilerden olması da buna delildir. DEAŞ'ın rejim ve uluslararası destekle devrimin imajını zedelemek için geldiğini düşünüyoruz." 

DEAŞ'ın rejimin başka bir yüzü olduğunu vurgulayan Sabra, rejimin varlığına son verilmeden DEAŞ'ın gitmesinin mümkün olmadığını kaydetti.  

"Muhalifler iki cephede savaşıyor"

Sabra, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ve ulusal direnişçilerin, iki yıldan bu yana rejim güçleri ve DEAŞ olmak üzere iki cephede savaştığına işaret ederek, "Ancak, terörle mücadele konusunda sesini yükselten uluslararası ve bölgesel aracılar, maalesef iki cephede direnen Suriyeli devrimcilere terörle mücadele konusunda gerekli imkanları sağlamıyor. Söz konusu iki cephe, Hizbullah gibi Lübnan'dan, Ebu Fadl el-Abbas Tugayları gibi Irak'tan gelen militanların yanı sıra Rus ve Afgan paralı askerinin destek sağladığı rejim terörü ile ülkemize giren ve herhangi bir ilişkimiz olmayan DEAŞ ile benzeri terör örgütlerinden oluşuyor" dedi. 

Suriye muhalefetinin kendi imkanlarıyla silahlandığını belirten Sabra, birliklerin, Esed güçlerine ait uçaklar ile DEAŞ'ın saldırılarına karşılık verebilmesi için nitelikli silahlara ihtiyacı olduğunu ve ÖSO'nun ihtiyaçlarını üç seneden fazladır dile getirdiklerini kaydederek, "Uçaksavar gibi nitelikli silahlara kavuşmamız halinde iki cephede yürütülen mücadelede işimiz kolaylaşır, ülkedeki sivilleri koruyabiliriz" şeklinde konuştu.

"Suriye'deki durumun bölge ülkelerle bağlantısı"

Sabra, uluslararası toplum ve büyük güçlerin Suriye'deki krizi sona erdirmek için herhangi bir senaryolarının olmadığını söyleyerek, "Suriye'deki durum, bölge ülkelerle de alakalı. Lübnan istikrara kavuşmadan Suriye'nin içinde bulunduğu durum düzelmez. ya da Suriye'deki krize çözüm bulunmadan, Irak'ta gerçek bir istikrar nasıl sağlanabilir. Ayrıca İsrail'in Suriye'ye sürekli müdahalesini de unutmuyoruz" ifadelerine yer verdi. 

Yaklaşık 60 ülkenin katılımıyla oluşturulan koalisyon güçlerinin Suriye'deki Ayne'l Arab'ta DEAŞ'a yönelik yürüttüğü hava saldırılarına işaret eden Sabra, "Bölgede dört aydır devam eden ve kentin büyük kısmını yerle bir eden hava saldırılarının DEAŞ aleyhinde somut bir neticesi olmadı. Bu da terörle mücadele sloganları atan uluslararası aracıların gerçek bir çaba sarfetmediğinin delilidir" diye konuştu

Suriyeliler için yeni umut:  "Kararlılık Fırtınası" operasyonu 

Yemen'de yürütülen "Kararlılık Fırtınası" operasyonuna değinen Sabra, "Bu operasyon, bölgede yeni bir dönemin başladığının göstergesidir. Bölgedeki deniz geçişlerinin yanı sıra Akdeniz'deki Suriye ve Lübnan limanlarını abluka altına alan İran'ın kötülükleri sınır tanımaz boyutlara ulaştı. Bu durum karşısında İran'ın egemenliğinden bölgeyi kurtarmak için devreye giren operasyon, Arapların İran karşısında cevap verebileceğini mümkün hale getirdiğini gösterdi. Bu bakımından Kararlılık Fırtınası operasyonu Suriyelilere umut veriyor" şeklindeki ifadelerine yer verdi. 

Sabra, Kararlılık Fırtınası Operasyonu'nun Suriye'ye uzanmasını talep ederek, "Suriye, eski devlet başkanı Hafız Esed zamanından bu yana İran nüfuzunun bölgeye sızdığı bir kapı niteliğinde idi. Daha sonra oğlu Beşşar, Suriye'yi İranlıların Arap bölgelerine geçişini sağlayan bir köprü haline getirdi. Bu köprünün, Suriye'nin Esed'in gitmesiyle özgürleştirilerek yıkılması gerekiyor. Biz İran'ın düşmanlığını kazanmak istemiyoruz ancak Tahran'daki molla rejimi, ilk önce Suriye halkının daha sonra da Arap halklarının karşısında yer aldı" dedi.

Suriyeli sığınmacılar

Suriyeli sığınmacılar konusuna gerekli önemin verilmediğinden yakınan Sabra, uluslararası örgütlerin hazırladığı istatistiklerin, Suriye'de yaşanan insani durumu herkesin nezdinde malum hale getirdiğini söyledi. 

Sabra, BM'nin, sayıları 4 milyona ulaşan ülke dışındaki Suriyeli sığınmacıların ihtiyaçlarının yüzde 40'ından fazlasını karşılayamayacağına ilişkin açıklamasını hatırlatarak, "Suriyeliler sadece ekmek ya da çadır değil, ülkelerine dönebilmek için davalarının desteklenmesini istiyor. Suriye'de yaşananlar, insani ve siyasi açıdan, uluslararası politika ve büyük devletler adına utanç kaynağı" diye konuştu. 

-"Kibir dönemi sona erdi"

Suriye'deki temel gereksinimin, ölüm ve sürgünlerin önüne geçilmesi olduğuna dikkati çeken Sabra, bunun da rejim ile Tahran ve Moskova'daki müttefiklerinin "Kibir döneminin sona erdiği"ne ikna olduğu ve Suriyelilerin haklarına ulaştığı adaletli bir siyasi çözümün bulunmasıyla olabileceğini kaydetti.  

Esed rejiminin, tarihteki benzeri zorba sistemler gibi çöpe atılması ve yeni Suriye'nin oluşumunda halkın iradesine saygı göstermesi gerektiğine değinen Sabra sözlerini şöyle tamamladı:  

"Suriye güzelliklerle dolu bir ülke. Uluslararası toplumun, Suriyelilerin özgürlük, güvenlik ve istikrarına inanmalı. Bu ancak devrimin hedeflerini karşılayan, Suriye halkının devrimin şiarı olan özgürlük ve saygınlık konusunda beklentilerini gerçekleştiren yasal, siyasi bir süreçle sağlanabilir."

-Sabra Kimdir?

1947 yılında Şam'da doğan Sabra, 1967'de Şam'daki öğretmen okulundan ve 1971 yılında Şam Üniversitesi Coğrafya bölümünden mezun oldu. Eğitim teknolojileri üzerine Indiana Üniversitesinde yüksek lisans yapan Sabra, uzun yıllar Suriye'de öğretmenlik ve okul idareciliği yaptı. Birçok eğitim dergisinin kurulmasına da öncülük eden Sabra, özellikle çocuklar için yazdığı kısa hikayeler ve denemeleriyle de tanınıyor. Muhalif görüşleri sebebiyle tutuklandıktan sonra 19 Eylül 2011'de serbest bırakılan ve ülkeyi terk eden Sabra, SUK Genel Sekreterliği'nde bulundu. Hristiyan olmasına rağmen İslami kesimle olan yakın ilişkisi, liberal kimliği ve Suriye içerisindeki bilinirliği Sabra'yı kısa sürede SUK içerisinde önemli bir figür haline getirdi.

Kaynak: AA

26 Nisan 2015 Pazar 12:03

İran, Hafız Esad, Suriye, Politika, Güncel