Yeniden Büyük Türkiye Kongresi'nin Sonuç Bildirisi Açıklandı

Bildiriden: 'Çözüm süreci millet iradesinin rehberliğinde demokratik üniter yapı korunarak, bireylerin doğuştan gelen hakları pazarlık konusu yapılmadan sürdürülmelidir' 'Yasaklar, yoksulluk ve yolsuzlukla mücadele kararlılığı devam ettirilmeli, yolsuzluk bahanesiyle milli irade hırsızlığı ve kayıt dışı.

Yeniden Büyük Türkiye Kongresi'nin Sonuç Bildirisi'nde, "Çözüm süreci millet iradesinin rehberliğinde demokratik üniter yapı korunarak, bireylerin doğuştan gelen hakları pazarlık konusu yapılmadan sürdürülmelidir" ifadesine yer verildi.



Memur-Sen'den yapılan yazılı açıklamada, özgür, demokratik, müreffeh, yeni ve büyük Türkiye hedeflerinin ortak akılla gerçekleştirilmesine katkı sunulması amacıyla 26-27 Aralık'ta Yeniden Büyük Türkiye Kongresi'nin düzenlendiği anımsatıldı.



Bilim ve düşünce insanlarının geniş katılımıyla kongrenin sonuç bildirisinin hazırlandığı belirtilerek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a da sunulacak sonuç bildirisinde şu tespit, değerlendirme ve önerilere yer verildi:  



"- Eğitimsizlik, dikkatsizlik, ihmal, yönetim ve denetim zaafı ile aşırı kar hırsından kaynaklanan iş kazaları ve meslek hastalıkları; iş sağlığı ve güvenliği kültürünün oluşması için kamu ve özel sektör, çalışanlar, işverenler ve sivil toplum kuruluşlarının işbirliği ile gerekli tedbirler alınarak önlenmelidir.



Kayıt dışı çalış(tır)ma ve modern kölelik/taşeron uygulamalarına son verilmeli, herkese insan onuruna yakışır iş ve ücret sağlanmalıdır.



Türkiye, ekonomik büyüme, istihdam ve üretim arasındaki ilişkiyi doğru bir zeminde kurmalı, istihdam dostu yatırımlara ağırlık vererek üretime dayalı ekonomik büyümeyi benimsemelidir. Kamunun istihdamda öncü rol üstlenmesine katkı sağlayacak şekilde emekli maaşlarına yansıyan bordro kalemleri artırılmalı ve kamu görevlilerine emekli olmama yönündeki zorunlu tercihi dayatan sistem değiştirilmelidir.



İcrayı engelleyen, açık arayan teftiş sistemi yerine, mevzuattan uygulamaya, hizmetlere yön veren etkinlik ve verimlilik düzleminde sonuç üretmeyi hedefleyen rehberlik ve denetim anlayışı benimsenmelidir.



Örgütlenme hakkına dair mevcut kısıtlamaların kaldırılması ve kamu görevlilerinin Siyaset ve grev hakkına sahip olması demokratikleşme, sivilleşme ve özgürleşme sürecinin zorunlu bir sonucu olarak gerçekleştirilmelidir.



Gelir dağılımında adaletin sağlanamaması; toplumsal barış, dayanışma ve adalet duygusunun oluşmasının önündeki en büyük engeldir. Ekonomik büyümenin bütün bireyler açısından refah artışıyla sonuçlanabilmesi için milli gelirin adil dağılımına ilişkin tedbirler alınmalı, sosyal hukuk devleti olmanın ancak bununla mümkün olacağı unutulmamalıdır.



Ekonomik ve siyasi istikrarsızlık oluşturacak boyutlarda olmasa dahi, büyüme ve cari açık rakamları, ekonomimiz üzerinde önemli bir risk oluşturmaktadır. Bu riskin bertaraf edilmesi için ileri teknoloji ve katma değeri yüksek marka ürünlerin üretilmesi, uluslararası pazarlara ihraç edilmesinin her türlü ortamı sağlanmalıdır.



 - "Türkiye dünyanın İslami finans merkezi olmalı" 



Türkiye'nin tüketim, faiz ve rantiyeye dayalı ekonomik sistemin bütün unsurlarından kurtulması gerektiği belirtelen sonuç bildiride, tasarruf, üretim ve istihdama dayalı yeni bir ekonomik sistemi, sanayiden finansa, ekonomiye dair bütün alanlarda hakim kılınması önerildi.



Küresel finans sisteminde yer alan IMF ve Dünya Bankası gibi kurumların, Batı'nın ve uluslararası bankacılık sistemindeki oligopollerin çıkarları doğrultusunda faaliyet gösterdiği, adil bir iktisadi gelişme ve kalkınmanın önünde engel olduğu ifade edilen bildiride, "Bu duruma alternatif bir çözüm olarak Türkiye'nin dünyanın İslami finans merkezi olması için kamuoyu oluşturulmalı ve etkin bir politika izlenmelidir" değerlendirmesine yer verildi.



Bildiride, rekabete dayalı küresel ekonominin gereklerini yerine getirmek ve bu düzlemde ön sıralarda yer almak için marka ve patent üretiminin arttırılması, bu amaçla kamu ve özel sektörde AR-GE ve inovasyon harcamaları daha etkin ve verimli kullanılması, AR-GE bütçelerinin yükseltilmesi önerildi. 



-"Seçilme yaşını 18'e indirecek değişiklik bir an önce yapılmalı" 



Kadınların siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları, sendikalar ve kamu yönetimi başta olmak üzere hayatın tüm alanlarında var olma ve karar mekanizmalarında yer alma mücadeleleri pozitif ayrımcılıkla güçlü bir şekilde desteklenmesi gerekliliğine dikkat çekilen bildiride, şunlar kaydedildi:



"-Türkiye'nin sahip olduğu en büyük toplumsal değerlerden biri hiç kuşkusuz güçlü aile geleneğidir. Modernleşmenin, sanayileşmenin ve küreselleşmenin aile üzerindeki olası yıkıcı etkilerini önlemek için hem boşanmaların hem de evliliğe dair isteksizliklerin azaltılması yönünde tedbirler alınmalıdır.



 -Yeniden Büyük Türkiye idealinde en büyük avantaj,  ülkemizin genç nüfusa sahip oluşudur. Bu çerçevede gençler yönetime katılma konusunda motive edilmeli, gençlerin fırsat ve imkanları arttırılmalı ve seçilme yaşını 18'e indirecek değişiklik bir an önce yapılmalıdır.



Engellilerin başta eğitim olmak üzere kamu hizmetlerine erişimi ve istihdamı konusunda gelinen nokta sevindiricidir. Ancak, engelli bireylerin hayatın bütün alanlarına katılımı ve engelleri açısından zorlanmayacakları yaşam standartlarına, şehir ve mimari imkanlara sahip olması için hem mevzuat hem de uygulamadaki iyileştirmelere kararlılıkla devam edilmelidir.



Geçmişiyle güçlü bağlar kurabilen, kadim medeniyet değerlerini taşıyabilen, bununla birlikte gelecek tasarımı yapma yeteneğine sahip, özgüveni yüksek bireylerin yetişmesine katkı sağlayacak demokratik zihniyet ve düşünce ortamı sağlanmalıdır."



-"Toplumda empati kültürü geliştirilmeli"



Türkiye'nin toplumsal kutuplaşma ve çatışma nedeniyle enerjisini kaybetmek ve çağı yakalayamamak gibi risklerle karşı karşıya kaldığı ifade edilen bildiride, "yeniden büyük Türkiye" hedefiyle toplumda empati kültürünün gelişmesine destek verecek eğitim, iletişim, diyalog ortamları kurulması, herkesin herkesle konuşabildiği, tartışabildiği demokrasi kültürünün oluşturulması gerektiği belirtildi. 



"Eğitim sistemi, dayatma ve ideolojilerden arındırılmalı, bireyin özgüvenini artıracak, yeteneklerini geliştirme zemini oluşturacak ve kendini gerçekleştirme imkanı sağlayacak şekilde reforme edilmelidir" değerlendirilmesinde bulunulan bildiride, bunun değerlerle barışmayı, evrenselliğe yabancılaşmamayı esas alan bir yaklaşımla yapılması gerektiği vurgulandı. 



Ülke topraklarının eğitim tarihi, meziyet ve şahsiyeti aynı anda kazandıracak birikim ve tecrübeyi içinde barındırdığı kaydedilen bildiride, "Eğitimde, bireyin erdemli insana dönüşme süreci esas alınmalı ve önceliği ahlaka veren kariyerli birey hedeflenmelidir" ifadesi kullanıldı.



Üniversitelerin "yüksek lise" konumunda olduğu savunulan bildiride, üniversitelerin bu konumundan çıkarılarak, özgür düşünceye ev sahipliği yapan, ilim ve irfan üreten evrensel merkezler haline getirilmesi istendi. 



-"Medya temiz bilgi kanalına dönüşmeli"



"Başta sosyal medya olmak üzere, yazılı, görsel ve işitsel medyanın değerlerimizi, dinimizi, aileyi, gençleri hedef alan ve yozlaştıran, toplumsal çatışmayı körükleyen yıkıcılığına karşı önlemler alınmalı" değerlendirmesinde bulunulan bildiride, medyanın temiz bilgi kanalına dönüşmesi için çaba sarf edilmesi gerektiği belirtildi. 



Şehirlerin, medeniyet ve insan merkezli bir anlayışla insana dayalı ve doğaya duyarlı bir şekilde yapılandırılmasının önemine işaret edilen bildiride, belediye ve şehir yönetimlerinde yönetilenlerin katılımına imkan sağlayan zeminlerin bütün toplumu kuşatacak şekilde genişletilmesi önerildi. 



-"Egemenlik Ortağı Anayasal Kurum anlayışı sona erdirilmelidir"



Uluslararası düzeyde toplumsal mühendislik yapan gizli ya da açık küresel yapıların Türkiye'deki uzantılarına ve siyasi provokasyonlarına karşı uyanık olunması gerektiği ifade edilen bildiride, şu ifadelere yer verildi:



"-Vesayetten beslenen sözde sivil toplum kuruluşlarıyla olan ilişkileri engellenmelidir.



Statüko ve vesayetin yeniden tesisini hedefleyen yapılar halen faaliyetlerine devam etmektedirler. Bu çerçevede bütün siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları ve bireyler antidemokratik yapılara ve bunların eylemlerine karşı sivil siyasetin ve milli iradenin yanında yer alarak ortak akıl ve bilinçle mücadeleye devam etmelidir.



Milli iradenin tek temsilcisi TBMM'dir. Anayasal kurumların TBMM'nin ortağı gibi davranmasının önüne geçilmelidir. Bu amaçla "Egemenlik Ortağı Anayasal Kurum" anlayışı sona erdirilmelidir.



12 Eylül 2010 referandumuyla başlayan ve hukukun üstünlüğü anlayışıyla yargının sivilleştirilmesini ve demokratikleştirilmesini öngören süreç desteklenmelidir. Bu süreç hızlı, doğru, tarafsız ve bağımsız karar alma kapasitesi yüksek yargı mercilerinin oluşumuyla devam ettirilmelidir.



Bürokratik oligarşi geleneğinin; Türkiye'nin dinamizmini frenlemesine fırsat verilmemeli, siyasi aklı denetleyici ve terbiye edici alışkanlıklar tasfiye edilmeli ve siyaset kurumu ile bürokrasi arasındaki ilişkiler, bütün demokratik ülkelerde olduğu gibi siyaset kurumunun önderliğinde yürütülmelidir."



-"Paralel devlet yapılanmalarına asla izin verilmemelidir" 



Gezi Parkı odaklı olayların, 17-25 Aralık operasyonlarının ve  6-8 Ekim olaylarının, hedefine ulaşamadığı, bilakis daha büyük şoklara karşı ülkeyi dirençli hale getirdiği ifade edilen bildiride, "Yeniden Büyük Türkiye yolculuğunda dışarıdaki mihraklarla paralel hareket edenlerin tezgahları, milletin kudret eliyle parçalanmıştır. Kimin tevessül ettiğine bakmaksızın paralel devlet yapılanmalarına asla izin verilmemelidir" tespitinde bulunuldu.



Yasaklar, yoksulluk ve yolsuzlukla mücadele kararlılığının devam ettirilmesi, yolsuzluk bahanesiyle milli irade hırsızlığı ve kayıt dışı siyasete müsaade edilmemesi istenen bildiride şunlar kaydedildi:



"- Siyaset kurumundan ve bilhassa muhalefetten beklenen, toplumun tüm katmanlarıyla iletişim halinde olarak alternatif politika, teklif ve tasarılarla yapıcı siyaseti tercih etmesidir. Bu çerçevede Türkiye'de mevcut muhalefet partilerinin, yapılanı kötülemek yerine yapılması gerekeni önermeye dayalı siyasi bir paradigmayla hareket etmesi şeklindeki ortak toplumsal beklenti karşılanmalıdır.



Sivil toplum örgütleri, toplumun beklentilerini karşılayacak öneriler geliştirmeli ve iktidarların hatalarına karşı da sivil baskı unsuru olmalıdır.



Alevi Çalıştayları eşit yurttaşlık temelli dönüşüme dair umutları artırmış, ancak ötekileştirilen kesimler arasında beklentileri ve talepleri en az karşılanan kesim de Alevi vatandaşlarımız olmuştur. Bu tespitten hareketle Alevi vatandaşlarımızın talep ve beklentilerini somut olarak karşılamaya dönük adımlar ivedilikle atılmalıdır.



-"Çözüm Süreci'nin asli muhatabının bütün millet olduğu unutulmamalı" 



Bildiride, "Bin yıllık birlikte yaşama iradesini ve kardeşliği daha da güçlendirme, demokratik hak ve özgürlükler temelinde Kürt Sorunu, inanç özgürlüğü, eşit yurttaşlık gibi kronik sorunları çözme fırsatı sunan Çözüm Süreci, kararlılıkla, ortak akılla ve silahtan arınmış bir zeminde sürdürülmelidir" ifadesine yer verildi. 



Çözüm Süreci'nin asli muhatabının bütün millet olduğunun unutulmaması gerektiği belirtilen bildiride, "Başta kanaat önderleri olmak üzere terörden doğrudan etkilenen illerdeki bütün kişi ve kurumların sürece katılımı sağlanmalıdır. Çözüm süreci millet iradesinin rehberliğinde demokratik üniter yapı korunarak, bireylerin doğuştan gelen hakları pazarlık konusu yapılmadan sürdürülmelidir" görüşüne yer verildi. 



-"Yeni bir anayasa yazılmalıdır"



Demokratik, sivil ve özgürlükçü yeni anayasa yapım sürecinin uzamasının hem ülke hem de millet açısından ekonomik, siyasi ve toplumsal ağır sonuçlarının olacağı ifade edilen bildiride, şu ifade kullanıldı:  



"Çerçevesini temel insan hak ve özgürlüklerinin çizdiği, ideolojik ön kabullerden arındırılmış, en geniş toplumsal uzlaşıyı temsil edecek ve bireyin devlete karşı özgürlüklerinin genişletilmesini sağlayacak yeni bir anayasa yazılmalıdır."



 -"Provokasyonun failleri stratejik akılla tespit edilmeli"



Dünyada zulüm coğrafyasının her geçen gün genişlediği, mazlumların sayısının arttığı vurgulanan bildiride, şu değerlendirmelere yer verildi:  



-"Türkiye, devleti ve milletiyle zulme karşı direnmekte, mazluma da el uzatmaktadır. Türkiye'nin insani yardım konusunda dünyada birinci sırada yer alması, menfaat yerine merhamet diplomasisini benimsemesinin sonucudur. Devlet, yeni mazlumların ortaya çıkmasını engellemek ve var olan mazlumlara yapılan yardımların daha etkin ve verimli hale gelmesini sağlamak için, uluslararası platformlar ve gönüllü kuruluşlarla işbirliği içinde öncü rollerini sürdürmelidir.



Emperyalist ve Siyonist güçlerin küresel çıkarları uğruna bölgede ve dünyada yaptığı zulüm ve katliamlarda İslam'ı şiddet dini gibi gösteren operasyonlarına karşı uyanık olunmalı ve İslam dininin bir barış dini olarak hiçbir terör örgütüyle birlikte anılamayacağı gerçeği sürekli gündemde tutulmalıdır.



Türkiye gibi hem bölgesinde hem de küresel düzlemde sonuç değiştirme kapasitesine sahip ülkelerin, gerek içeriden gerekse dışarıdan komplo ve provokasyonlarla sürekli karşı karşıya kalacağı açıktır. Bu gerçekten hareketle; bütün olayları komplo ve provokasyon kavramları üzerinden okumak yerine, provokasyonun failleri stratejik akılla tespit edilmeli, provokasyon ve komplolara kapalı bir yönetişim aklı üretilmelidir." - Ankara

Kaynak: AA

30 Aralık 2014 Salı 13:19

Recep Tayyip Erdoğan, Memur Sen, Türkiye, Politika, Güncel